<

Kayıt ol Üye Listesi Social Groups Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et

Go Back   AK PARTi |AK Parti Forum > AK PARTİ HAKKINDA > AK Parti

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 03-18-2010, 02:47 PM   #1 (permalink)
Site Yöneticisi - Admin
 
ŞANLI TÜRK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Aug 2008
Mesajlar: 6.835
ŞANLI TÜRK - YAHOO üzeri Mesaj gönder
Standart Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı...


19.03.2010



Başbakan Erdoğan:

"Tarih Parlamentolarda Yazılmamalı"


Sizleri en kalbi duygularımla selamlıyor; Genişletilmiş İl Başkanları toplantımızın ülkemize, milletimize, demokrasimize hayırlar getirmesini diliyorum.
Dün, millet olarak tek yürek halinde, Çanakkale Deniz Zaferimizin 95'inci yıldönümünü kutladık ve 18 Mart Şehitler Günü vesilesiyle tüm şehitlerimizi bir kez daha rahmetle yadettik.
Ben bugün burada bir kez daha, başta Çanakkale'de olmak üzere vatan müdafaasında hayatlarını kaybetmiş, ebediyete intikal etmiş tüm şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyor, milletçe kendilerine şükran duyguları içinde olduğumuzu ifade etmek istiyorum.
Çanakkale'yi ve Çanakkale ruhunu çok iyi okumak ve çok iyi anlamak zorundayız değerli arkadaşlarım...
Çanakkale, hamaset ve nostalji duygularının çok ötesinde, öncesiyle, sonrasıyla, etkileri ve sonuçlarıyla bugünlere taşınan, bugünleri adeta o günden şekillendiren çok önemli bir dönüm noktasıdır.
Çanakkale, Kurtuluş Savaşımızın girizgahı olduğu kadar, millet mefkuremizin oluştuğu ve sarsılmaz nitelik kazandığı önemli bir savaştır.
Osmanlı Coğrafyasında yaşayan hemen her etnik grubun, her inanç grubunun; Müslümanlarla birlikte Hıristiyanların, Musevilerin; köylülerle birlikte şehirlilerin; yoksullarla zenginlerin; ümmilerle okumuşların, Alevilerle Sünnilerin, Türklerle birlikte Kürtlerin, Ermenilerin, Romanların, Abaza aklınıza ne gelirse, Arapların, Boşnakların, Makedonların ve daha nice etnik grubun omuz omuza vatanı müdafaa ettikleri bir savaştır.
Çanakkale, dünya tarihine Mehmetçiğin asil duruşu sayesinde bir "CENTİLMENLER SAVAŞI" olarak geçmiştir.
O gün orada Mehmetçik, çok uzak diyarlardan kendisini katletmek, vatan topraklarını işgal etmek için gelenlere, kahramanlığını gösterdiği kadar ali cenaplığını, misafirperverliğini, şefkatini ve insaniyetini de göstermiştir.
Her gün bir yenisi ortaya çıkan esir mektuplarında, Mehmetçiğe esir düşenlerin nasıl bir hoşgörü ve misafirperverlikle ağırlandıkları yoruma gerek bırakmayacak şekilde ortaya konmaktadır.
Yeri gelmişken burada, Yeni Zelenda'lı bir esirin, Onbaşı Şobiriç'in birkaç satırını sizlerle paylaşmak isterim... Çok enteresan.
Terkak kendime geldiğim zaman, zabt etmeye uğraştığım Türk siperinin içinde ve etrafımda müşfik ve rahim yüzlü Türk evlatlarını gördüm. Merhametli. Bana su, yiyecek verdiler ve omuzlarında taşıyarak geri hatta götürdüler. Bu ali cenab ve insaniyetli muameleden dolayı hakikaten şükran borçluyum.
Birçok esir, ifadelerinde tam bir misafirperverlikle karşılandıklarını, iyi muamele gördüklerini ifade ediyor; bazıları, Müslümanlarla savaşacaklarını bilmeden buralara geldiklerini, ki bunların içerisinde birçok halkı Müslüman olan ülkenin insanları vardı, serbest bırakılsalar bile dönmeyeceklerini, buraya bizim topraklarımıza yerleşeceklerini söylüyorlar.
Değerli arkadaşlarım... Bu tabloyu, bu manzarayı, bu kahramanlığı tarif etmek gerçekten mümkün değil. Bu destanın ve kahraman Mehmetçiğin en güzel tarifini Mehmet Akif yapıyor ve diyor ki:

ŞÜHEDA GÖVDESİ BİR BAKSANA DAĞLAR TAŞLAR
O RÜKÛ OLMASA DÜNYADA EĞİLMEZ BAŞLAR
VURULMUŞ, TERTEMİZ ALNINDAN, UZANMIŞ YATIYOR.
BİR HİLAL UĞRUNA YA RAB, NE GÜNEŞLER BATIYOR.
...
SEN Kİ ASARA GÖMÜLSEN TAŞACAKSIN HEYHAT!
SANA GELMEZ BU UFUKLAR, SENİ ALMAZ BU CİHAT
EY ŞEHİT OĞLU ŞEHİT, İSTEME BENDEN MAKBER,
SANA AĞUŞUNU AÇMIŞ, DURUYOR PEYGAMBER...
İşte Çanakkale'de destan yazan ruh ve heyecan budur değerli arkadaşlarım... Bu Mehmetçik, tarihe sığmayacak, makbere sığmayacak, asara, yani asırlara sığmayacak kadar kahraman bir Mehmetçiktir.

"Romanlar bu ülkenin asli unsurudur"
Hafta sonunda İstanbul'da Roman vatandaşlarımızla son derece güzel, neşeli, coşkulu ve her şeyden önemlisi tarihi nitelikte bir buluşma gerçekleştirdik.
Türkiye'nin dört bir yanından gelen yaklaşık 13 bin Roman vatandaşımız İstanbul'un en büyük kapalı spor salonu Abdi İpekçi'de buluştuk ve sabahın ilk saatlerinden toplantı sonuna kadar o salon ve dışında coşku bir an olsun eksilmedi.
Burada salona ilişkin iki tespitimi sizlerle özellikle paylaşmak istiyorum... Ama buna girmeden önce bir şeyi daha paylaşmak istiyorum. Çünkü köşe yazarı olarak şu anda medyada yazan çizenlerin bakıyorum ki Romanlarla kaçak olarak Türkiye'de bulunan Ermenileri birbiriyle mukayese ediyorlar. Bu bir defa benim Roman vatandaşlarıma saygısızlıktır. Bunu bir defa çok iyi tespit etmemiz lazım. Bunun yanında bir de benim Ermeni vatandaşım var. Ona da saygısızlıktır. Vatandaşlık hukuku içerisinde değerlendirmek ayrı birşey. Kaçak olarak benim ülkemde bulunmak ayrı bir şey. Sonra ona değineceğim. Bir defa Roman vatandaşlarım benim vatandaşımdır. Bu bir ve bu ülkede on yıllardır vatandaşlık hukukundan dahi bu vatandaşlar istifade edememişlerdir. Bu tespiti de yapacağız. Eğer özür dilenmesi gereken varsa benim Roman vatandaşlarımdır ve ben onlardan bu devlet adına özür diliyorum. Şahsın adına değil çünkü benim onlara karşı her zaman ilgim alakam bellidir.
Öncelikle, o gün o salonda, tabi bu arada Roman vatandaşlarım benim azınlıkta değildir onu da söyleyeyim. Çünkü bazı batılılarda Roman vatandaşlarımızı azınlık olarak tanımlıyorlar. O da çok ciddi bir yanlı. Onlar azınlık değil bu ülkenin asli unsurudur. Hani benim Kürt kökenli vatandaşlarımı da azınlık olarak tanımlayanlar var ya işte bunlar hep bilgisizlikten cehaletten geliyor. Benim Kürt kökenli vatandaşım bu ülkenin azınlıkları tanımına girmez. Onlar bu ülkenin asli unsurudur. Ali unsurudur. Bunları bir defa birbirinden ayıralım. Öncelikle, o gün o salonda, İstiklal Marşımızın Roman vatandaşlarımız tarafından ne kadar güzel okunduğunu, ne kadar yürekten ve coşkulu şekilde okunduğunu fark ettim. Ki bazı bakan arkadaşlarım, beraberdik, milletvekili arkadaşlarım, valimiz, belediye başkanlarımız, beraberdik.
O gün salonda coşku vardı, heyecan vardı, neşe vardı, müzik vardı... O gün o salonda, kıyafetleriyle, renkli kişilikleriyle, şarkılarıyla, çalgılarıyla coşan Romanlar vardı...
Ama değerli arkadaşlarım... Ben o gün o salonda, kameraların, fotoğraf makinelerinin, televizyon ekranlarının ve gazete sayfalarının fark etmediği, üzerinde durmadığı bir şeyi de gördüm... O gün salonda aynı zamanda gözyaşı vardı. Ama bu gözyaşı Romanların sevinç gözyaşlarıydı.
Her biri, ilk kez bir hükümet tarafından muhatap alınmış olmanın, ilk kez değer verilmiş olmanın, sıkıntılarının, sorunlarının ilk kez bu kadar ciddiyetle ele alınmış olmasının sevincini, mutluluğunu, umudunu yaşıyorlardı.

"Sorunu görmek istemeyenler, çözümü de göremezler"
Şimdi bakınız... Bir süredir, Demokratik Açılımın durduğu, hız kestiği, Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi'nin durakladığı, yavaşladığı, motivasyon kaybettiği gibi yorumlar yapılıyor.
Şunu burada altını çizerek ifade ediyorum: Sorunun ne olduğunu bilmeyenler, sorunu görmeyenler, görmek istemeyenler, sorunun farkına varmayanlar, çözüm üretemedikleri gibi çözümü de göremezler, sorunların çözüldüğünü de fark edemezler.
Ben bu noktada her bir arkadaşımın da kendisini bir özeleştiriye tabi tutmasını, kendisini sorgulamasını özellikle rica ediyorum.
Türkiye'deki sorunu gerçekten görebiliyor muyuz?
Birbirimizi gerçekten anlıyor muyuz, birbirimizi gerçekten anlayabiliyor muyuz? Anlama çabası gösterebiliyor muyuz?
Değerli arkadaşlarım, kendimizi ötekinin yerine koyup, o şekilde düşünebiliyor muyuz? Bizim bu sürecimizi sadece Kürt kökenli vatandaşlarımla çerçevelemeye gayret eden mihraklar var. Bizim bu projemiz veya bu süreç sadece Kürt kökenli vatandaşlarımla ilgili değildir. Bizim bu projemiz ve bu süre. Tüm sorun alanlarını kapsayan bir süreçtir, bir projedir. Bunu defaatle söylememize rağmen bakıyorsunuz televizyon kanallarına bunu tartışmaya çıkanların hepsi geliyor, geliyor, geliyor işi Kürt kökenli vatandaşlarımın sorunlarıyla bitiriyor. Onunla başlıyor onunla bitiriyor. Bu bir oyundur bu bir tuzaktır ve bizim bu projemiz bu sürecimiz bu kadar dar kapsamlı değildir.
Eğer bizler bunu yapıyorsak, biz bu sorunu görüyor ve anlıyoruz demektir. Niye şimdi benim Roman vatandaşlarımla ilgili konudan rahatsız oluyorlar? Ha diğer sorun alanlarına girildiği için. Niye Alevi çalıştayından rahatsız oluyorlar? Farklı bir sorun alanına giriliyor diye. Daha dur bakalım çok daha farklı sorun alanlarına gireceğiz. İşsizlik sorunu. Açıklandı rakam 13,5. Baktık bazıları zil takıp oynamaya başladı. Ne oluyor ya? Dur bakalım. Bu Aralık ayının işsizlik raporu. İşsizliğin adeta zirve yaptığı ama artık inişe de başladığı dönemdeyiz ve artık eksiliyor. Yeni gelecek rakamlar, Ocak, Şubat biraz daha sıkıntı devam edecek. Ama Mart Nisan'la birlikte artık işin çok daha farklı bir biçimde azalmaya başladığını göreceğiz.
Şimdi düşünününüz... Kader, sizi bugün buraya değil, çok daha farklı bir yere sürükleyebilirdi.
Farklı bir yerde, farklı şartlarda, farklı bir anne babanın çocuğu olarak doğmuş olabilirdik.
Sünni değil Alevi; Kürt değil Türk; Orta halli ya da zengin değil, son derece yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş, bir Roman çadırında doğmuş olabilirdik. Bu da olabilirdi.
Arkadaşlar bu empatiyi kurmak zorundayız değerli arkadaşlarım...
Bakınız, internetten, ya da değişik kaynaklardan bir tarama yaptığınızda, "ÇİNGENE" kelimesinin nasıl çirkin ve olumsuz anlamlarda veya anlamlarla bir arada kullanıldığını göreceksiniz. Şopar. Ne kadar çirkin ve ne kadar hakaret dolu olduğunu göreceksiniz. Şopar aynı zamanda söylemek zorundayım yani köpekle beraber kullananlar da var ve adını o şekilde kullananlar vardır. Yani bu denli saygısızca hakaret dolu bir şekilde bunu yıllar yılı, on yıllarca bu toplumda değerlendirenler olmuştur.
Topyekün bir halkın, bir topluluğun, bir etnik grubun bu şekilde dışlanması, aşağılanması insani olabilir mi?
Aynı olumsuz tamlamalar, sıfatlar farklı etnik gruplar için de kullanılıyor.
Kendimize yapıldığında nasıl rahatsız oluyorsak, başkalarının da bundan rahatsız olacağını, rencide olacağını düşünmek zorundayız.
Bizim medeniyetimiz, kültürümüz, inançlarımız da esasen bu hoşgörü ve karşılıklı anlayışı, dikkat ediniz, tavsiye etmez, emreder...Bizim inancımızda "Acemin Arab'a, Arab'ın da Acem'e üstünlüğü yoktur" Olay bu kadar net ve basit.
İşte onun için bir kez daha diyorum ki, herkes şapkasını önüne koysun ve bir an için bile öteki gibi düşünsün.
Köy boşaltmanın, yaylaya, mezraya çıkmanın yasaklanmasının, arama yapılacak diyerek evdeki kasetlerin saklanmasının, olağanüstü halin nasıl bir şey olduğunu, böyle bir psikolojiyi anlamaya çalışalım.
Diyorlar ki ne yaptı AK PARTi iktidarı bunları kim kaldırdı? AK PARTi iktidarında bunlar kalktı. Yani bunu göremeyecek kadar gözün var ama göremiyorsun ne yapalım. Akşam yine baktım bir ekranda bunu söylüyorlar. İnsaf ya. Sen bunu görmüyorsun ki. Çünkü sen oraları yaşamadın. Yaşamıyorsun. Ama biz yaşıyoruz. Aramızdaki fark bu.
Aynı şekilde, oğlunu askere gönderip, "gelsin de düğününü yapalım, yuva kuralım" diye beklerken cansız bedenini teslim almak nasıl bir duygudur, nasıl bir yıkımdır, acıdır, bunu da anlamaya çalışalım.
Bu ülkede Alevi olmak, bu ülkede azınlık olmak, Roman olmak nasıl bir histir, nasıl bir duygudur bunu çözmeye çalışalım. Ha Alevi vatandaşımın bu sıkıntısı varken Sünni vatandaşımın sıkıntısı yok mu sorunu yok mu? Bal gibi de var. Onunda sıkıntıları var. O sıkıntıların, sorunların da çözülmesi lazım. Birçok alanda Sünni vatandaşımın da bu ülkede mağduriyetleri var. Bunların da giderilmesi lazım.
Bakınız, Roman vatandaşlar İstanbul'daki toplantıdan evlerine dönerken bazı zorluklar yaşamışlar. Bazıları başlık atıyor: Roman Açılımı Başlamadan Bitti, Açılım Kapandı" vesaire. Bunu biz mi yaptık? İnsaf ya. Bir şey başlattık. Neymiş? İşte bir yerde giderken karayollarında bir istasyona Roman vatandaşlarımızın otobüsünü sokmamışlar. Size burada şu anda burada yemek yok demişler. Almamışlar. Şimdi buna dayanarak faturayı geliyorsun. Böyle hayırlı bir işi başlatan iktidara kesiyorsun.
Bir başkası çıkıyor, Diyarbakırspor maçlarında yaşanan olayları anlamsız bir şekilde Milli Birlik ve Kardeşlik Süreciyle ilişkilendiriyor.
Bu olayları bu şekilde görenler, bugüne kadar yaşananları görmemiş olanlardır.
Romanlar hayatlarında ilk kez zorluk yaşamıyorlar... O gün siz Romanlara dikkat kesildiğiniz için yaşananları gördünüz. Her zaman dikkat kesilseniz, ya da siz bir Roman olsanız, ya da siz bir Roman mahallesine komşu olansız veya onlarla birlikte yaşamış olsanız bunun ne denli farklı olduğunu ne denli farklı sorunların yaşandığını görürsünüz. O gün de konuşmamda söyledim ben onlarla beraber büyüdüm, çünkü komşuyduk. Bu halde büyüdüğüm için çok iyi bilirim. Dillerini çok iyi anlarım. Yani kısacası damdan düşenim, bilirim. Ama konuşanlar damdan düşen değil. Fark burada.
Değerli arkadaşlarım... Milli Birlik ve Kardeşlik Süreci işte en başta bu empatiyi oluşturma başarısını göstermiştir.
Her zaman söylüyorum... Bu sürecin ekonomik boyutu var, güvenlik boyutu var, sosyal boyutu var... Ama en önemli boyutu psikolojik boyutudur ve biz bu noktada Türkiye'de çok şeyi değiştirdiğimize, değiştirmeye devam ettiğimize inanıyorum.
Milli Birlik ve Kardeşlik Süreci'nin durduğunu, durakladığını iddia edenlerin göremediği, görmek istemediği de işte budur.
Bugün artık birçok meseleyi cesaretle konuşabiliyoruz, özgürce tartışabiliyoruz. Bir Roman rahatlıkla ben Romanım diyebiliyor. Bir Alevi vatandaşım rahatlıkla ben Aleviyim diyebiliyor. Çok daha fazla şekilde birbirimizi anlama çabası gösteriyoruz ve göstereceğiz.
Dün, değerli arkadaşlarım, sorunların üzerine çok daha farklı şekilde gidiyorduk. Çünkü sorunların kördüğüm olduğuna inanılıyordu, bugün ise sorunların artık çözülebileceğine dair çok güçlü bir umuda, umut ışığına sahibiz.
Hükümet olarak da bu umudu somut adımlarla destekliyor, cesur adımlar atıyor, bu umudu adeta pekiştiriyor ve daha da enginleştiriyoruz.
Önceki hafta bildiğiniz gibi ses sanatçılarımızla geniş katılımlı ve çok verimli bir toplantı gerçekleştirdik. Yani bundan 3 hafta önce.
Yarın da, gösteri dünyamızın ünlü simalarıyla, sinema dünyamızın ünlü simalarıyla sahne sanatçılarımızla bir araya gelecek ve Milli Birlik ve Kardeşlik Projemizi onlarla değerlendireceğiz. Onlara süreci anlatacak, onların görüş ve önerilerini alacağız. Yarın bu kahvaltılı toplantımızla birlikte oradan da bir netice inşallah çıkaracağız.
Ben bu vesileyle, aziz milletimizin Nevruz Bayramını da buradan kutluyorum. Nevruz'un, barış ve kardeşlik çağrıları içinde, bayram havasında, bayram manzarasında geçmesini diliyorum.
Nevruz kutlamalarında herkesin, halkımızın da, güvenlik güçlerinin de, siyasi partilerin, sivil toplum örgütlerinin de engin bir hoşgörü, ağırbaşlılık ve sorumluluk çerçevesinde hareket etmesini özellikle rica ediyor, bu Nevruz farklı bir Nevruz olsun diyorum. Siyasi partilerin kendilerini inkâr ederek terör örgütünü özgürlük ve barış için adres göstermesini terörist başını özgürlük ve barışın adresi olarak göstermesini kendilerini inkar anlamına geleceğini buradan hatırlatmak istiyorum. Zira bu parlamentonun çatısı altında olmaktır, gerçek manada özgürlük ve barış mücadelesinin adresi olmak veya bu müzakereleri yapma yetkisini ele almak. Terör örgütünü adres olarak göstermek değil. Eğer bunu adres olarak gösterirseniz şunu bilesiniz ki bu ülkede başta partim olmak üzere iktidarım olmak üzere hiçbir zaman ne terör örgütüyle ne de bölücü terörist başıyla bizler asla bu tür konuşmalara müsaade etmeyiz, görüşmelere müsaade etmeyiz.

"Türkiye, bir Anayasa değişikliği gerçekleştirebilecek bir parlamentoya sahiptir"
Havaların ısındığı, toprağın uyanmaya başladığı, dirilişin, uyanışın, değişimin başladığı, bahar muştusunun hepimizi kuşattığı günlerdeyiz.
Toprak, hava ve su ısındığı kadar, siyasetin de ısındığını müşahede ediyoruz.
İşte Anayasada kısmi bir değişiklik çalışmasıyla ilgili belli bir noktaya gelindi. Arkadaşlarımız Muhalefet Partilerinden randevu talep edecekler ve çalışmaların içeriğini paylaşacaklar.
Burada şu hususu hatırlatmakta fayda görüyorum... Kısmi olarak bir Anayasa değişikliği hiç tartışmasız, hiç tereddütsüz tabi gönül bunu çok daha geniş kapsamlı yapmayı arzu eder ama ne yazık ki buna diğer siyasi partilerin hiç mi hiç yakın olmadıklarını görüyoruz. Bazıları bırakın sadece bir geçici maddeyle bu işi bitirelim diyenler de var. Bugünkü Türkiye'nin çok acil bir ihtiyacı bu.
Değişiklik, asla ve asla kişisel beklentiler doğrultusunda değil, ülkenin ve milletin beklentileri doğrultusunda, Avrupa Birliği ile katılım müzakerelerini yürüten bir ülkenin ihtiyaçları doğrultusunda şekillenmiştir.
AK PARTi'nin yedi buçuk yıllık iktidarı döneminde Türkiye, ekonomide, dış politikada, iç politikada, sosyal yaşamda çok hızlı bir ilerleme kaydetmiş, artık kabına sığmayan bir noktaya ulaşmıştır.
Bu aşamadan itibaren, yolumuza kararlılıkla devam etmek için bizim bu değişiklikleri, bu reformları yapmamız gerekli hale gelmiştir.
Yıllar boyunca gecikmiş, geciktirilmiş reformları artık Türkiye yapmak, bunu başarmak zorundadır. Geçtiğimiz her saniye Türkiye'nin aleyhinedir.
Türkiye, bir Anayasa değişikliğini gerçekleştirebilecek parlamentoya sahiptir. Yok kurucu meclismiş, yok şuymuş yok buymuş bunların hepsi gereksiz tartışmalardır. Bu parlamentoya bu yetkiyi benim milletim, vatandaşım git gerektiğinde yasa yap, gerektiğinde anayasa değişikliği yap diye bu yetkiyi vermiştir.
Milli iradenin temsilcisi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu değişikliği yapacak, bu reformları gerçekleştirecek güce, iradeye, yetkiye sahiptir.
Ben, Muhalefetin bu noktada sağduyulu davranacağına, aklı selimle hareket edeceğine inanıyorum, en azından inanmak istiyorum.
Değişime karşı çıkanlar, değişimi istemeyenler varsa lütfen bunu açık açık, samimi şekilde, mertçe ortaya koysunlar.
Farklı bahanelerin arkasına sığınarak, halkı yanıltmak suretiyle, gerçekleri gizleyerek, çarpıtarak hiç kimse bir şey elde edemez.
Bakın bugün arkadaşlarım bu taslak çalışmayı bütün siyasi partilere parlamento içi parlamento dışı STK'lara, ilgili STK'lara bunları ulaştıracaklar. Medyaya ulaştıracaklar. İstiyoruz ki bu taslak hepsine ulaşsın ve bu taslak hepsine ulaştıktan sonra da arkadaşlarımız Pazartesi, Salı, gerekirse Çarşamba kendilerini ziyaret etmek suretiyle onların bu noktada nereleri eleştiriyorlar ilaveleri, çıkmasını istedikleri neler varsa bunları kendilerinden arkadaşlarımız bu ziyaretle alacaklardır. Yani bu günden verip 3 günlük bir onların taslak üzerinde çalışma imkânını hazırlayalım ve süratle de bu tasarıyla alakalı şu anda zaten 110 imza toplanmış vaziyette ve bu Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne getirildi.
Şimdi değerli arkadaşlarım bakınız burada tabi Cumhuriyet Halk Partisi geçtiğimiz günlerde tekrar tekrar kışlaya, camiye, yargıya siyasetin sokulmamasını istedi.
Ben tabi Cumhuriyet Halka Partisi'nin bu yaklaşımına aynen katılıyorum, kabul ediyorum biz de aynı şeyi savunuyoruz zaten.
AK PARTi olarak kurulduğumuz andan itibaren hep bu hassasiyet içinde olduk ve hep bu hassasiyetle yürüdük.
Ancak, Ana Muhalefet Lideri'nin de, en az bizim kadar, en az AK PARTi kadar bu noktada hassas olmasını rica ediyorum.
Bize çuvaldızı batırmadan önce, kendilerine lütfen iğneyi bir batırsınlar.
Onlarca örneği var... Bakın ben burada sadece son zamanlarda bir tanesini örnek olarak veriyim: Örneğin CHP'nin Bolu İl Başkanı, Bolu'daki imam ve müezzinlere bir mektup gönderiyor "Türkiye, kendisi gibi düşünmeyen insanlara adeta zulmeden bir iktidar tarafından yönetilmektedir"...Mektubun içeriğinde bu. "Lütfen yaşananlara kayıtsız kalmayın" diyebiliyor.
CHP'nin sayın lideri, hemen her konuşmasında orduyu, yargıyı hedef alan, son derece tahrikkar ve son derece sorumsuz açıklamalar yapabiliyor.
Yani Anayasa'nın 138. maddesini sürekli çiğniyor. Sürekli. Ama bu çiğnemeye karşı yargının kalkıp da bugüne kadar bir suç duyurusunda bulunduğunu hiç duydunuz mu? Acaba bu AK PARTi tarafından böyle bir şey yapılmış olsa yer yerinden oynar mı? Oynar. Ama onlar bakıyorlar ki böyle bir şey yok. Ondan sonra da sürekli olarak adeta yargıyı yönlendirme, yönetme, tahrik etme gibi bir görevi yerine getiriyor. Evet... Lütfen kışlaya, camiye ve yargıya siyaset sokmayalım... Bunu biz yapmıyoruz, lütfen siz de yapmayın.
Ama ben bugünlerde gerçekten bazı değişikliklerde görüyorum. Artık tarih okumaya başladıklarını görüyorum. Bu önemli bir şey. Bunu memnuniyetle görüyorum. Balkan Savaşları diyor, Damat Ferit Dönemi'ni okuyor, Nemrut Mustafa Paşa dönemini inceliyor.
Umuyorum, tarih derslerini hızlandırır ve bugünün Türkiye'sine de gelir. Bu da çok önemli. Umarım Demokrasi tarihimizi de okumaya ve incelemeye başlar. Eğer bugünlere gelebilirse, Türkiye'nin demokratikleştiğini, demokrasi yolunda epeyce mesafe kat ettiğini görür ve yine umarım kendisi de hayati derecede bir aydınlanmayı yaşar.

"Süreci zora sokacak her türlü girişimin bedeli ağır olacaktır"
Değerli arkadaşlarım...
Son günlerde bir kez daha çeşitli parlamentolarda tarihimize isnat edilmek istenen soykırım iddiaları son derece mesnetsizdir, tarihi gerçeklerden uzaktır ve bizim tarihimizi lekeleyemeyecek kadar asılsızdır.
Tarih değerli arkadaşlarım parlamentolarda yazılmaz. Tarih, siyasi saiklerle inip kalkan ellerle yargılanamaz. Tarihi öğrenmek ya da aydınlatmak isteyenler, girerler arşivlere, akla karayı orada çalışarak ortaya koyarlar.
Bunun tersi her türlü girişim, bilimsellikten ve mantıktan uzak olduğu kadar; Ermenistan'la onarmaya, tamir etmeye çalıştığımız, samimiyetle gayret gösterdiğimiz çabaları da olumsuz etkileyecek girişimlerdir.
Buradan, Ermenistan'a da, üçüncü ülkelere de sorumlu ve yapıcı davranmaları noktasındaki çağrımı yineliyorum.
Süreci zora sokacak her türlü girişimin bedeli ağır olacaktır. Bu bedeli de Türkiye ve bizim milletimiz değil, hiç kuşkusuz bu art niyetli girişimlerin sahipleri ve destekleyicileri ödeyecektir.

"Erivan-İstanbul seferleri bizim dönemimizde başladı"
Şu hususu da burada netleştirmekte fayda görüyorum: Değerli Arkadaşlarım, biz göreve geldiğimizden bu yana, bakın ilk attığımız adımlardan bir tanesi, hava yolu trafiğini Ermenistan'la başlatmak olmuştur. Erivan-İstanbul seferleri bizimle başlamıştır. Şimdi sesleniyorum, bize insaniyet dersi vermek isteyenlere sesleniyorum, ülkemin köşe yazarlarına sesleniyorum: Avukatlığınızı lütfen doğru yapın. Siz Türkiye'nin ve Türk milletinin avukatlığını yapın öncelikle. Bunu bir öğrenin de, ondan sonra bize insaniyet dersi vermeye kalkın. Biz, köşe yazarlarının bize insaniyet dersi veyahut ta bizim insanlık anlayışımızı test edecek kadar insanlıktan uzaklaşmadık. Onu kendilerine baksınlar, aynaya baksınlar, öyle değerlendirsinler.
Van Gölü'nde, Akdamar Adası'nda, kalkıp orada Ermeni Ortodoks Kilisesi'ni biz birilerinden talimat alarak, renove ve restore etmedik. Bunu biz kendi irademizle yaptık. Aslında bu da bu açılım sürecinin ta nerelere dayandığının en güzel ispatıdır. Ama onlar bunu görmezler. Dedim ya, göz var, ama görmüyor. Ve hiç bunların değerlendirildiğini, bunların "yahu Türkiye'de bu iktidar bakın bunu da yaptı" dediklerini hiç duydunuz mu?
Duyamazsınız. Onları görmezler.
Aynı şekilde, bizim ülkemizde Ermeni vatandaşlarımızla herhangi bir sorunumuz bugüne kadar olmamıştır. İktidarım döneminde, başta şu anda sağlık itibariyle sıkıntısı olan Mutafyan olmak üzere, yerinde şu anda bu süreci yürüten, eş Patrik diyeceğim, olmak üzere, diğer sivil temsilcileri olmak üzere, hepsiyle gerek şahsım, gerek valim, valilerim, belediye başkanlarım, hep iyi münasebet içerisinde olmuşlardır.
Biz şu anda Süryani vatandaşlarımızın, yurt dışında olanların tekrar Türkiye'ye dönmelerine yönelik çalışmaları bile bütün bakan arkadaşlarımızla çok açık ve net sürdürüyoruz, yürütüyoruz. Ama bunları görmezler.
Aynı şekilde bizim ülkemizdeki Rum vatandaşlarımız ve şu anda Türkiye dışında olanların mülklerine yönelik başlattığımız süreç, yaptığımız yasa değişiklikleri, hepsi bunların içinde yer alıyor.

"Uluslararası basında sözlerim çarpıtılarak, infial oluşturmaya çalışıldı"
Bu süreçte, malum, Londra'da ifade ettiğim, ülkemdeki "KAÇAK ERMENİLERİ SINIRDIŞI ETME" yönündeki ifadem, bir televizyon programında, BBC'de, ve "bunu değerlendiririz, değerlendirebiliriz" şeklindeki ifadem, maalesef ulusal ve uluslar arası çevrelerde, tamamen artniyetli bir yaklaşımla, "KAÇAK" kelimesi atılarak kullanıldı ve kullanılıyor.
"ERMENİLERİ SINIRDIŞI ETMEK" ile, "KAÇAK ÇALIŞAN ERMENİLERİ SINIRDIŞI ETMEK" arasında, birbiriyle asla bağlantı kurulamayacak, ilgi ve alaka kurulamayacak kadar derin bir anlam farkı vardır.
Bizim vatandaşımızla alakalı, vatandaşımız olan Ermenilerle alakalı asla burada böyle bir ifademiz yok. Ama bunu ne yazık ki bu televizyonlar olsun, gazeteler olsun, kullanmıyorlar, kullanmak istemiyorlar. Dert başka, dert başka...
Özellikle uluslararası basında, sözlerimin içindeki KAÇAK sıfatının KAÇAK ÇALIŞAN sıfatının kaldırılarak, bir infial oluşturulmaya çalışıldığını görüyoruz.
Bunlar son derece çirkin oyunlardır.
Bizim, bu ülkede azınlıklara karşı tavrımız net olduğu kadar, o azınlıkların tarihimizde zaman zaman uğradıkları haksızlıkları da cesaretle dile getiren ilk Başbakan olduğumu burada hatırlatmak isterim.
6-7 Eylül olaylarının son derece vahim bir hata ve çirkin bir provokasyon olduğunu, o olaylar sonrasında ülkelerini terk edenlere haksızlık yapıldığını ben söyledim, başkası söylemedi... Yine söylüyorum.
Ama kaçak çalışan Ermenilerle ilgili sözlerimi saptırmak, başka yerle çekmek isteyenler umarım ne büyük bir yanlış içinde olduklarını anlar ve kendilerini tashih ederler.
Bana "özür dilemelidir" tavsiyesinde bulunanlara da sesleniyorum: Biz kimden özür dileyeceğimizi çok iyi biliriz. Sen kimin avukatısın yahu? Bir defa dürüst ol, doğru sözün, doğrunun avukatı ol, yanlışın veya yanlışlığın değil. Yakıştırıp yakıştırmamak... Milletim ne yakıştırıyor, benim için o önemli... Dürüst olanı yapmaya mecburuz. Doğru olanı yapmaya mecburuz. Ve bu türden itham ve iddialar, benim kişisel duruşumu, tavrımı olduğu kadar, Türkiye'nin AK PARTi'yle farklı bir çizgiye yerleştiği yakın tarihimizi de gölgelemeye, karalamaya yetmeyecektir, biz yolumuzda yine aynen devam edeceğiz.

"Gazze için sesini yükselten, barış çağrısını dile getiren biz olduk"
Türkiye, bizim dönemimizde bölgesinde ve dünyada barışın, istikrarın, hoşgörünün, diyaloğun en cesur savunucusu olmuştur.
Bölgesel ve küresel barış noktasında, biz ülke olarak sadece imkanlarımızı değil, samimiyetimizi ve yüreğimizi ortaya koyduk.
Afganistan'da, Lübnan'da, Aden Körfezi'nde, Kosova'da, Bosna-Hersek'te biz askerlerimizle barışın adı olduk, muhafızı olduk.
Gürcistan'da, Darfur'da yaşananlara, nükleer silahlara, çevre sorunlarına, küresel ve bölgesel krizlere her zaman barış ve adalet noktasında biz yaklaştık.
Bütün dünyanın sustuğu, görmediği, görmezden geldiği bir dönemde Gazze için sesini yükselten, Gazze için barış çağrısını gür bir sesle dile getiren biz olduk.
Bugün de Doğu Kudüs'te İsrail'in barışı ve huzuru sabote eden girişimlerinin karşısında biz sesimizi yükseltiyoruz. Acaba bu köşe yazarları bu konuda seslerini ne kadar yükseltiyorlar? Veya başlıkları atarken, acaba bu konularla ilgili olarak ne kadar başlık atıyorlar? Onlara da bir bakalım.
Bakın, şu anda, Gazze'de insanlık dramı devam ederken, 5 bin civarında aile hala çadırlarda yaşarken, 14 ay oldu, hani ses? Ne Birleşmiş Milletlerin ne Amerika'nın, hiçbirinin ciddi manada bir yaklaşımı yok. Batının, yok... Bu gerçekler ortada. "Yahu konuşmasak, iyi geçinsek". Tamam, da niye iyi geçineceksin? O zaman varlık sebebini inkâr ediyorsun.
Biz bu dünyada sadece Türkiye'nin bir başkanı olarak 780 bin kilometrekarede bir başbakan olarak, 780 bin kilometrekarelik vatan toprakları içerisinde, yaşayan, oraya sıkıştırılmak istenen bir anlayışın, bir siyasetin temsilcisi değiliz. Bunu bir defa çok açık söylemek durumundayız. Çünkü bizim şu anda bakiyesi üzerinde yaşadığımız bu topraklar ve bu anlayış bize bunu asla tevsik etmez, asla tavsiye etmez. Bunun üzerinde ısrarla duracağız.
Bakın, İsrail'in Doğu Kudüs'te bin 600 yeni konut inşasına başlaması asla kabul edilebilir, mazur görülebilir bir durum değildir. İsrail yönetiminin şu anda çok başlılığını biliyoruz. Ama bu çok başlı İsrail yönetimi bir defa bu noktada durumunu gözden geçirmelidir. Amerika'nın, Birleşmiş Milletlerin, hepsinin yaklaşımı ortada...
Ve burada böyle bir yerleşim bölgesini yeniden, bir defa ortaya koymak, böyle bir adımı atmak 1967 anlaşmalarını inkârdır. Bunlar şimdi tekrar gerilere gidiyorlar. Yok, bunlar öyle yapmıyor. Bir geri, iki ileri yapıyorlar. Taktik bu... Bir geri, iki ileri... Devamlı küçülte, küçülte, küçülte, Filistin'i tamamıyla yok etmenin gayreti içerisindeler. Hesap bu... Taktik bu...
Biz buradan dünyaya bunu hatırlatıyoruz. Eğer adil olacaksak, eğer dünya barışına katkıda bulunacaksak, lütfen hep birlikte kendimize çekidüzen verelim ve bu adımı atalım.

Sadece Türkiye'nin ve uluslararası toplumun değil, aynı zamanda Orta Doğu Dörtlüsü olarak ABD, Rusya, AB ve BM'nin de tepkisini çektiği ve kınadığı bu eylem ne uluslararası hukuka, ne de insanlık vicdanına uygundur.

Ondan sonra, "görüşemiyoruz", nasıl görüşelim canım? Nasıl görüşelim? Görüşebilmek için önce bir defa uluslar arası standartlarda dünya barışına, özgürlüğe ve mağdurlara fırsat veya mağdurluğa zemin hazırlayacak adımların atılmaması lazım. Mazlumlar üretilmemesi lazım. Eğer bir yerde zulüm varsa, Türkiye olarak biz orada yokuz. Bunu açıkça söylemek durumundayım.

Filistin ve İsrail arasında dolaylı görüşmelerin başlatılmasının gündemde olduğu ve umutların arttığı böyle bir dönemde İsrail, tek yanlı, keyfi uygulamalarıyla artık daha fazla masumun acı çekmesine yol açmamalıdır.
İsrail bu tek taraflı uygulamadan bir an önce vazgeçmeli, Kudüs'teki koşulları değiştirecek ve barış sürecini sekteye uğratacak adımlardan kaçınmalıdır.

Kendi ibadethanesine gelmek isteyenlerin yolunu kesme anlayışından vazgeçmelidir. Burada sinagoglara giden yolların kesildiğini hiç duydunuz mu? İlk karşısına dikilen biz olduk. Atılması gereken adımları ilk biz attık. Aynı şeyi biz onlardan da bekliyoruz. Aynı şeyi onların da yapması lazım. Mescid-i Aksa gibi, tüm Müslümanların Kıble'si olmuş bir yere yönelik böyle bir tavır yenilebilir yutulabilir bir olay değildir. Bunun karşısında her şeyden önce inançlara saygıyı bilmeleri lazım. Bunun adımını atmaları gerekir.

"Milletten yana olan, milletin malına zarar verir mi?"
Değerli arkadaşlarım,
Temenni ederim ki, bu adımlar atılır.
29 Mart Yerel Seçimlerinin ilk yılını geride bıraktık.
Tekraren seçilmiş arkadaşlarım birikim ve tecrübeleriyle bu bir yılı dolu dolu geçirdiler. İlk kez seçilen arkadaşlarımın da çok kısa sürede uyum sağladıklarını, tecrübe kazandıklarını ve yoğun bir çalışma sergilediklerini büyük bir memnuniyetle görüyorum.
Bu tempoyu hiç düşürmeyeceğiz. Seçimin hemen öncesinde, 28 Mart'ta heyecanımız, coşkumuz neyse, aynı şekilde bugün ve yarın da hizmet aşkıyla yolumuza devam edeceğiz.
AK PARTili veya AK PARTi kadrolarının millete hesap verme, kendisini millet önünde muhasebeye çekme periyodu, dikkat ediniz, seçimden seçime değil, her andır, her dakika ve her saattir.
Her gün sonunda, her ay sonunda bugün şehrimiz için ne yaptık, milletimiz için ne yaptık diye sormak ve soruyu da gönül rahatlığıyla cevaplandırmak durumundayız. Tabii son dönemde bazı gelişmeler var. Bunlardan bir tanesi Ankara'da yaşanıyor, yaşandı, şimdi bir başka periyot. Bakıyorsunuz ki, ideolojik olarak hangi yelpazede yer aldığı belli olan bazı grupların maalesef Halk Otobüslerine karşı, Belediyenin otobüslerine karşı takındıkları tavırlar ve bu otobüslerin üzerlerine yazılan yazılar, aynı zamanda hafif raylı sistemde yaptıkları işgaller, bunlar işgaldir. Bunların insan hakkıyla, özgürlükle yakından uzaktan alakası yoktur. Otobüsler bedava olacakmış, trenler bedava olacakmış. Dünyanın neresinde var böyle bir şey? Benim bildiğim bir yer yok. Böyle bir yer var mı, bilmiyorum veya hangi koşullarda böyle bir şey yapıyorlar, onu da bilmiyorum. Tabii bunlar bunu söylerken, acaba kendileri de ileride bedava mı çalışacaklar? Böyle bir durum mu olacak? Maaş almaya gelince maaşı beğendiremezsin, bu tür yerlere de gelince, su bedava olacak, ekmek elden su gölden var ya bizde hani, güzel bir şey... Bu tür bir mantıkla hayatı yaşayacaklar. Yahu Belediye bunu zaten kar amacıyla yapmıyor ki... Belediyenin zaten bundan, Belediyelerin hepsinin zaten bundan zararı var. Ama burada belli bir zarara kadar bu işi süspanse edebiliyor, ama kalkıp da bunun tamamını süspanse etmesi demek o Belediyenin batması demektir. Yarın asıl verilmesi gereken hizmetler de bu ülkede ne olur? Ortadan kalkar. Artık sen o Belediye otobüslerini çalıştıramazsın niye, maaşını bile ödeyemezsin o personelin. Bakımlarını yaptıramazsın, yedek parçasını alamazsın. Bu Komünist düşünce var ya, bu Komünist mantık var ya, zaten o yaşadığı ülkeleri geçmişte onları iflas ettirdi, ondan sıyrıldılar onlar, kurtuldular, ama bizdeki Komünistler hala bundan kurtulamadı. Kurtulamadı... Bunlar milletten yana değil ha, bunlar illetten yana... Milletten yana değil... Çünkü milletten yana olan milletin malını gelip te boyar mı? Camlarını, çerçevelerini indirir mi yahu? Bunların millet diye bir derdi yok ki... Yaptıkları iş hep bu... Akıllı olun akıllı... Bununla bir yere varılmaz.

"Göreve geldiğimizde 17 milyon olan yoksulluk, 12 milyonun altına düştü"
Biz ülkemizin yaşam standartlarını daha yükseklere nasıl çıkartacağız, bunun gayreti içerisine girelim de, o zaman bizim ülkemizde asgari ücretinden tut, diğer ücretlere varıncaya kadar- hep de yani konuştukları zaman asgari ücreti konuşurlar. Şimdi bu ülkede asgari ücretle geçinen acaba ne kadar aile var, bir de bunun tespitini yapın... Asgari ücret dışında, yani, şu andaki rakamlarla söylüyorum, 1000 Liranın üstünde, ki memurlarda en düşüğü 1300 Lira civarındadır, işçilerde onun altında olan da pek yoktur, bu rakamlardadır, ama konuştukları da hep asgari ücrettir. Böyle bir durum var, bunu da görmemiz lazım. Dürüst, samimi olmak lazım. Yoksulluk yok mu? Var, bunu da kabul ediyoruz. Ama şu anda, göreve geldiğimizde 17 milyon olan yoksulluk, şu anda son olarak 13'ün altında, değil mi? 12'nin altı, buralara düştük. Yani, tanımına göre söylüyorum, TÜİK tanımına göre. Buralara düştük. Daha iyi olmasını istiyoruz. Gayretimiz bunun için... Ve 7,5 yılda buralara geldik. Gece-gündüz çalışacağız, bunu daha iyi noktaya taşıyacağız. Ve bizler farklılığımızı, değerli arkadaşlarım, ortaya koyacağız. Hizmette farklılığımızı ortaya koyacağız. Şimdi bunlar bu gösterileri yaparlar, kaç tane fakir-fukara evi dolaştın, kaç tane garip gureba evi dolaştın? Kaç tane garip gurebaya gittin yar oldun, derman oldun? Var mı bunların böyle bir derdi? İnanın yok... Biz dertli olmaya devam edeceğiz arkadaşlar. Biz gideceğiz, dolaşacağız, kapı kapı dolaşacağız.
Onun için, İl Başkanlarım, İlçe Başkanlarım, Belediye Başkanlarım, il-ilçe-belde fark etmez, İl Genel, Belediye Meclisi Üyelerim, hepsi, eşleriyle birlikte kapı kapı dolaşacağız. Benim fakir-fukara, garip-gureba kardeşim asildir, onlar gelip size derdini açamayabilir, siz gidip bulacaksınız. Siz arayıp bulacaksınız. Onlara elinizi siz uzatacaksınız. Onların derdine derman olan, onların derdini minimize eden, asgariye indiren siz olacaksınız. AK PARTi Teşkilatı, AK PARTi tabelası altından çıkmış olan benim Belediye Başkanlarım, Belediye Meclis Üyelerim, İl Genel Meclisi Üyelerim olacak. Kadın Kollarımız, Gençlik Kollarımız, hep birlikjte seferber olduk, olmaya devam edeceğiz.
Bakınız, seçimin üzerinden daha bir yıl bile geçmeden, Adana'da nelerin yaşandığını işte görüyorsunuz. Bu beyefendiyi biz niye aday yapmadık tekrar? Niye yapmadık? Aferin, iyi yapmışsın. Görüyorsunuz, yani ne kadar isabetli bir adım attığımız ortada mı? Ortada... Niye? Her şeyden önce bir insan kalkıp da Genel Başkanıyla konuştuğu zaman, o sözünü tutmuyorsa, o sözünü yerine getirmiyor da yani doğru konuşmuyorsa, doğru harekete etmiyorsa onun AK PARTi çatısı altında yeri olamaz. Daha biz o anda hemen zaten dedik. Kusura bakma seninle yollarımız ayrıldı. İlk gittiği yer neresi oldu? CHP. CHP de kabul etmedi. Ondan sonra gittiği yer neresi oldu? MHP.
Yani AK PARTi'nin reddettiği, CHP'nin reddettiği bir kişiyi MHP aday gösterdi. Şimdi bugün o kişiyi istifasını isteyerek hatasını telafi etmeye çalışıyor. Gerçi şimdi istifa ettiler o ayrı mesele. Hatayı telafi etmeye çalışıyor ve buradan da güya bir dürüstlük örneği vermeye çalışıyor. Bunu bir defa sorsana AK PARTi'nin burada bu adam Belediye Başkanıyken niye acaba bunu aday yaptı? Acaba burada ne var? Burada bir şey var ki onu aday yapmıyor. Adana gibi yerde AK PARTi bu kadar güçlü bir parti ve kalkıp aday yapmıyor. Demek ki burada var bir şey, bir su kaçağı var.
İşte bu son olaylar da bizim, yani AK PARTi'nin farkını, AK PARTi'nin hassasiyetlerini ve bu hassasiyetlerin önemini bir kez daha vurgulamıştır.

"AK PARTi, milletin partisidir"
Arkadaşlar bu hassasiyetle yolumuza devam edeceğiz ve ben bütün arkadaşlarıma da şunu söylüyorum. Bu hassasiyetlerinden asla taviz veremeyiz. Bakın her zaman söylüyorum. Niye bizim partimizin adı AK PARTi'yken birileri AK PARTi olarak bunu yazamıyor? Tescilli adımız bizim AK PARTi. Tescilli olan, niye yazamıyor? Yazamayışının sebebi çünkü biliyolar ki AK PARTi'nin en güçlü yanı bu ve biz yola çıkarken 42 bin vatandaşımızla bilimsel bir kamuoyu araştırması yaptık. Türkiye'de siyasi parti kurulmasına gerek var mı? Varsa nasıl bir siyasi parti? Bizzat kendim yürüttüm o süreci ve ne istiyorsunuz? Adalet. Ne istiyorsunuz? Ekonomide biliyorsunuz sıkıntıların olduğu dönem yani o DSP'nin, MHP'nin, ANAP'ın olduğu iktidar dönemi, artık herkesin, bankaların fonlandığı, fona devredildiği dönem, böyle bir dönem. Esnafın yani yaklaşık 500 bin esnafın kepenk indirdiği dönem. Böyle bir dönem. Açılanlara baktığımız zaman parmakla gösterilecek kadar az olduğu bir dönem. Kimsenin cesaret edemediği bir dönem. Ve kalkınma dediler. Başka? Bir soru daha sorduk dediler ki siyasetten memnun musunuz? Hayır. Peki nasıl bir siyaset. Temiz siyaset istiyoruz dediler ve bütün bu tespitlerden sonra ha dedik ki demek ki bizim partimiz biz, "Adalet" ismini taşımalı, "Kalkınma"yı taşımalı ama bir de bu temiz siyasetin remzi olan bir şey taşımalı. Gerçekten 10 kişilik bir arkadaş grubu o zaman bu çalışmayı yaptık ve en sonunda dedik ki. Adalet ve Kalkınma olsun. Adaletin "A"sıyla kalkınmanın "K"sı da "AK" olarak bizim kısaltılmış adımız olsun. Çünkü temiz siyaseti de onunla ifade etmiş oluruz. Ve adını böylece Adalet ve Kalkınma açılımda ama kısaltılmışta da AK PARTi koyduk. Ta logosuna varıncaya kadar, renklerine varıncaya kadar her şeyi vatandaşımıza sorduk ve yola böyle çıktık. Onun için AK PARTi milletin partisi. Bir yerlerin talimatıyla kurulmuş bir parti değil. Onun için özelliğimiz farklı. Onun için kısa zamanda bu noktaya geldik ve müzakerenin istişarenin en geniş anlamda yapıldığı tek parti AK PARTi. Ve bundan sonraki süreçte de bu böyle devam edecek. Onun için gayet başarılı bir şekilde bu süreci devam ettireceğiz ve hassasiyetlerimize dikkat edeceğiz. Bu hassasiyetler içerisinde de inşaallah 2011 seçimlerine aynı kararlılıkla hazırlanacağız. Ve yine söylüyorum kim ne derse desin bazıları böyle bakıyorsun hayal dünyasında yaşayanlar var. Sonbaharda seçim olur, bunların hepsi kuru hayaldir ve bunlar ülkeye saygısızlık. Demokratik hayata saygısızlık. Gelişmiş, modern ülkelerde ileri demokrasilerde değerli arkadaşlarım bu tür böyle 16 ayda,18 ayda veyahutta böyle erken seçim falan filan bunlar konuşulmaz. Ama bunlar siyasetin acemisi. İnanın acemisi. Bunlar siyasette cehaleti yaşıyorlar. Onun için de sürekli olarak erken seçim erken seçim. AK PARTi bu sürece müsaade etmeyecek ve bizler milletimizin bize verdiği o süre içerisinde görevimizi yerine getiririz vakti zamanı geldiğinde de halkım ne karar verirse baş göz üzerine deriz, o şekilde yolumuza devam ederiz.
Online   Alıntı ile Cevapla
Alt 03-18-2010, 03:05 PM   #2 (permalink)
AK Parti . Gen . TR ÜYESİ
 
Üyelik tarihi: Mar 2009
Mesajlar: 2.743
Standart

Evet gerçekten biz Hassasiyetlerimizden asla taviz veremiyeceğiz. Hizmete devam. Kıskananlar Çatır çatır Çat..... !Biz o Temiz siyasetimizle devam edeceğiz. Kimsenin kuşkusu olmasın ! Başarılar Başbakanım değil Türkiye Dünya arkandadır.
__________________
http://www.akparti.gen.tr/akimza.gif

www.akparti.gen.tr // AK Parti Forum
Offline   Alıntı ile Cevapla
Alt 03-18-2010, 07:52 PM   #3 (permalink)
AK Parti . Gen . TR ÜYESİ
 
mehmetkurt - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Mar 2010
Mesajlar: 363
mehmetkurt - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

ewet gercek ten dogru tarih parlemanto larda yazılmamalı
__________________
Haydi ANADOLU !!!!
Online   Alıntı ile Cevapla
Alt 03-19-2010, 07:51 AM   #4 (permalink)
Site Yöneticisi - Admin
 
ŞANLI TÜRK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Aug 2008
Mesajlar: 6.835
ŞANLI TÜRK - YAHOO üzeri Mesaj gönder
Standart

Katılıyorum sana Fehmi abi
Online   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
başkanları, genişletilmiş, toplantısı

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Hizli Erisim

Son Yapılan 100 Arama Kelimesi
Google Arama Kelimeleri
"zekeriya duran" 2011 seçim anketi abdurrahman yalçınkaya görev süresi ne zaman doluyor ak parti ak parti artvin ak parti denizli ak parti diyarbakır ak parti düzce ak parti forum ak parti iletişim merkezi ak parti istanbul ak parti müzikleri 2010 ak parti müzikleri ak Şarkılar 2010 ak parti müzikleri ak şarkılar 2010 ak parti müzikleri indir ak parti referandum anketi ak parti tekirdağ ak parti üye listesi akkanal.com akp forum akp üye listesi akp.gen.tr akparti akparti istanbul akparti org mail.gönder akparti.gen.tr akpartiforum akpartiyle ilgili facebook paylaşımları anti chp anti chp resimleri ar-ge referandum ar-ge referandum anketi arge anket arge anket referandum arge referandum arge referandum anket sonuçları arge referandum anketi arge seçim anketi artvin ak parti köseköy pirelli anadolu lisesi kürtçe mesajlar ve anlamları mehmet sümer menderes atilla mukadder akaydın anadolu lisesi pirelli anadolu lisesi köseköy sandık başı görevi turkiyede ilk ciplaklar kampi uşak ak parti yüreğir halıcılar anadolu lisesi ülkeyi satan parti AK Parti Forum

Tüm Zamanlar GMT Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 07:38 PM.

(c) 2010. AK Parti Forum, her mesajın hakkı saklıdır.
AK Parti Forum, sunucu gücünü Türkiye Sunucu'dan alıyor...
Dikkat: AK Parti Forum'da yer alan mesajlardan, forum veya siyasi görüş, teşkilatlar sorumlu tutulamaz. AK Parti Forum halka açık bir mesaj panosudur. İhbar için iletişim: aydinlik@akparti.gen.tr

AK Parti Forum Tweet: twitter.com/akpartiforum | AK Parti Forum Facebook: facebook.com/www.akparti.gen.tr

Powered by vBulletin® Version 3.8.6
Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.

» AK PARTİ