![]() |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
![]() |
![]() |
| AK Parti Forum'a Hoşgeldiniz >> "Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi Kitapçığı için Tıklayın" |
|
|||||||
| AK Parti AK Parti hakkında bilinmesi gerekenler, vs... |
AK PARTİ HAKKINDA kategorisi içinde ki AK Parti forumunda bulunan Günlük basin raporu konusunu görüntülüyorsunuz. =>G Ü N D E M 13 MART 2010 - CUMARTESİ 1- Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek ile Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz, Bingöl'de Valilik, Belediye Başkanlığı ve AK ...
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 (permalink) |
![]() ![]() |
G Ü N D E M
13 MART 2010 - CUMARTESİ 1- Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek ile Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz, Bingöl'de Valilik, Belediye Başkanlığı ve AK Parti İl Başkanlığını ziyaret edecek, ''Türkiye Buluşmaları'' konferansına katılacak. (Saat: 09.45/14.00) Bakan Yılmaz ayrıca çeşitli ziyaretler yapacak, basın mensupları ile akşam yemeği yiyecek, lise öğrencileriyle voleybol oynayacak. (Saat: 15.30/18.30/19.30) 2- Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, İzmir'de, Ege Sağlık Gönüllüleri Derneğinin Tıp Bayramı kokteyline katılacak. (Saat: 13.00) 3- Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Ankara'nın Kızılcahamam ilçesinde ''Sağlık Çalışanlarının Sorunları'' sempozyumuna katılıyor. Akdağ, sergi açılışı da yapacak. Bakan Akdağ, Trabzon'da da Kaşüstü Hastanesi inşaatında incelemelerde bulunacak, Trabzonspor tesislerinde ''Sigara Öldürür, Spor Yaşatır'' toplantısına katılacak. (Saat: 12.15/13.30) Akdağ, Ahi Evran Dede Kalp ve Damar Cerrahisi İhtisas Hastanesi Kardiyovasküler Cerrahi Yoğun Bakım Ünitesi'nin açılışını yaptıktan sonra Akdağ, Karadeniz Teknik Üniversitesi Osman Turan Kongre Merkezi'nde ''Yılın Doktorları Ödül Töreni''ne katılacak. (Saat: 17.15/18.30) Bakan Akdağ ayrıca, ABD'nin New York kentindeki Türkevi'nde 1-14 Mart Tıp Bayramı dolayısıyla düzenlenen etkinliğe telekonferansla katılacak. Etkinlikte, ABD'de üstün başarı gösteren ve kıdemli Türk doktorlara Sağlık Bakanlığı tarafından plaket ve takdir belgeleri verilecek. 4- Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker, İzmir Genç İşadamları Derneğinin düzenlediği ''Hedefleri, Beklentileriyle Ege'de Tarım ve Hayvancılık'' konulu toplantıya katılacak. (Saat: 19.30) 5- Bayındırlık ve İskan Bakanı Mustafa Demir, Samsun'da, Samsun Raylı Sistem Projesinin test sürüşlerinin başlatılması etkinliğine katılacak. (Saat: 13.00) Bakan Demir, Bafra ilçesinde de ziyaret ve temaslarda bulunacak. (Saat: 15.00) 6- Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer, Kayseri'de AK Parti İl Danışma Meclisi Toplantısı'na katılacak, Büyükşehir Belediyesi ile bakanlığına bağlı kurumları ziyaret edecek. (Saat: 11.00/14.00) 7- Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, Çanakkale Valiliğinde koordinasyon toplantısına katılacak, AK Parti İl Başkanlığını ziyaret edecek, Eceabat'ta halk toplantısına katılacak, Gelibolu Tarihi Milli Parkı'nda inceleme yapacak. (Saat: 11.30-16.30) Siyasi Partilerden. - AK Parti Genel Başkan Yardımcıları Nükhet Hotar ile Bülent Gedikli, İzmir'de Kadın Meclisleri 1. İstişare Toplantısı'na katılacak, Hotar daha sonra da ''Yönetim ve Liderlik Okulu''nun sertifika töreninde bulunacak. (Saat:13.00/18.00) - AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, Denizli'de, ''Türkiye Buluşmaları'' etkinliği kapsamında konferans verecek. (Saat: 11.00) - AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Salih Kapusuz, İzmir'de ''Demokratikleşme ve Yakın Tarihimizin Siyasi Krizleri'' konulu toplantıya katılacak. (Saat: 19.30) - AK Parti Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ, partisinin ''Türkiye Buluşmaları'' etkinliği kapsamında Pendik'te demokratik açılımı anlatacak. (Saat: 14.00) 13 MART 2010 CUMARTESİ GÜNDEM ÖZETİ GÜNDEM İSVEÇ BÜYÜKELÇİSİ YURDA DÖNDÜ Türkiye'ye dönen İsveç Büyükelçisi Korutürk, tasarının kabul edilmesinden yarım saat sonra Ankara'dan 'dön' mesajını aldığını belirterek "İsveç hükümeti şok içinde, ilişkiler çok ciddi etkilenecek" dedi. ERDOĞAN: "EL KALDIRIP İNDİRİP HÜKÜM VERİYORLAR" Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz hafta ABD, bu hafta da İsveç'te Ermeni iddialarının kabul edilmesi konusundaki isyanını, "Parlamentolar toplanacak, işi gücü bırakacak, el kaldıracak, el indirecek ve 95 yıl öncesinin olayları hakkında hüküm verecek" sözleriyle dile getirdi. GÜNAY: YAĞMA 12 EYLÜL'LE BAŞLADI Ertuğrul Günay, Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi'ndeki hırsızlıkla ilgili yaptığı konuşmada 12 Eylül döneminde bazı orijinal eserler, çeşitli kurumlara, üst düzey yöneticilere, makamlarını renklendirmek, süslemek için gönderilmiş'' dedi. AKDAĞ'DAN "TIP BAYRAMI" MESAJI Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Hekimliğin direkt olarak, insan yaşamını konu alan bir meslek olduğunu ifade ederek, "Yaşatma ve iyileştirme sorumluluğu, bu mesleğin temelinde, özünde yer alır. Bu yönü, hekimliği, belki de en zor ve sorumluluğu en ağır mesleklerden birisi haline getirir" dedi. MÜHİMMAT KAMYONUNA TAKİPSİZLİK KARARI Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, cephane yüklü kamyonla ilgili soruşturmada takipsizlik kararı verdi. Başsavcılık, "Delil yok. İddiaya konu olan mühimmat TSK'ya ait" açıklaması yaptı. EKONOMİ NAMET'İ BAŞBAKAN ERDOĞAN AÇTI Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Namet'in Kocaeli Çayırova'daki tesislerinin açılışını gerçekleştirdi. 700 kişinin istihdam edildiği tesis 100 milyon liralık yatırımla 2 yılda hayata geçirildi. "IMF İLE PROJEKSİYONLARDA BAKIŞIMIZ FARKLILAŞTI" IMF ile ilişkiler konusunda basında yer alan haberlerin çoğunun yanlış olduğunu kaydeden Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan, projeksiyonlar konusunda IMF ile bakışlarının farklılaştığını söyledi. POLİTİKA İSVEÇ'E TEPKİ BÜYÜYOR İsveç Parlamentosunun, 1915 olaylarına ilişkin Türkiye aleyhine aldığı kararına iktidar ve muhalefet partilerinden tepki geldi. AKP, kararı, "iftira" olarak değerlendirirken, CHP, "Tasarıya destek veren ülkelere can yakıcı ceza verilsin" derken, MHP ise, "Türkiye'ye yapılmış bir hakarettir" dedi. CHP'Lİ ERSİN'DEN İDDİALARA CEVAP CHP İzmir Milletvekili Ahmet Ersin, Erzincan'daki Ergenekon yapılanmasını ortaya çıkaran gizli tanıkla, 'ifadeni değiştir' pazarlığı yaptığı haberlerini yalanladı. "Beni tanıyan herkes karanlık işlerin içinde olmayacağımı bilir" diye konuşan Ersin, gizli tanığın kendisine ailevi problemlerinden bahsettiğini ve iş bulması için yardım istediğini söyledi. DÜNYA DAVUTOĞLU "SOYKIRIM" İÇİN SERT KONUŞTU Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, İsveç parlamentosunda kabul edilen Ermeni tasarısını kabul etmenin mümkün olmadığını söyleyerek, "ABD'de alınan kararda sürecin kendisi çok gayriciddiydi, İsveç parlamentosunun kararında ise muhteva, kararın kendisi çok gayriciddi" dedi. Davutoğlu, Avrupa'da başka ülkelerin de bu tür kararlar alması durumunda tepkilerinin çok sert olacağını söyledi. YAZILI BASIN ÖZETLERİ 'ın bazı haber başlıkları: GİZLİ TANIKLARLA AŞK-I MEMNU Ergenekon soruşturmasının gizli tanıklarına CHP'nin kanca atma girişimleri dizi filmleri aratmıyor. Ahmet Ersin'in Munzur'la oteldeki randevusunu kanıtlayan görüntülerden sonra parti avukatlarının başka bir gizli tanık ‘Zeytindalı' ile görüşme girişiminde bulunduğu ortaya çıktı. Yeni Şafak'a konuşan 'Zeytindalı' gizli tanık olduktan sonra baskı gördüğünü ve silahlı saldırıya uğradığını belirterek "15 gün önce İstanbul'daki akrabalarımın evine gelip beni sormuşlar. Akrabalarım kim olduklarını sorduğunda 'CHP'nin avukatıyız' demişler. Kemal Kılıçdaroğlu'nun adamları olduklarını öğrendim" dedi. Ergenekon davasında sanıklar ve avukatlarının gizli tanıklar aleyhine açıklamalar yapıp, kimliklerini deşifre etmeye çalıştığını söyleyen 'Zeytindalı', "Davayı sulandırmaya çalışıyorlar. Gizli tanıklık, öyle sadece ifade vermekle olmuyor. Verdiğiniz ifadenin başka delillerle de uyuşması gerekiyor. Mesela benim anlattıklarım, telefon ve adli kayıtlarla örtüşüp örtüşmediğini savcılar araştırdı" şeklinde konuştu. Art niyetlilere taviz vermeyiz İsveç'e tepkiler çığ gibi büyürken Başbakan, kararın Türkiye-İsveç ilişkilerine gölge düşürdüğünü belirtti. Erdoğan, "Biz bu girişimlere pabuç bırakmayız. Tarihi tarihçilere bırakmayanlara, ayak oyunlarıyla Türkiye'yi rencide etmek isteyenlere prim vermeyeceğiz" diye konuştu. İsveç Dışişleri Bakanı ile görüşerek karara tepki gösteren Dışişleri Bakanı Davutoğlu da Türkiye'nin önlem alabileceği uyarısında bulundu. Davutoğlu, "Bazıları için 1915 Ermeni meselesi yılı olarak görülebilir, ama bizim için Çanakkale demek" dedi. İstişareler için Türkiye'ye çağrılan İsveç Büyükelçimiz Zergun Korutürk, "Karar iki ülke ilişkilerle zarar vermiştir" dedi. IMF ile anlaşamadık ve işi bitirdik Erdoğan, "Biz sıradan bir ülke değiliz. Krizin başladığı zamandan itibaren bir IMF'dir diye tutturdular. 'Türkiye IMF ile anlaşma imzalamazsa iflas eder' dediler. 'İşimize gelirse, şartlar uygun olursa, anlaşırsak, IMF ile stand by anlaşmasını yaparız' dedik. 'Anlaşamaz isek, hiçbir şey olmamış gibi yolumuza devam ederiz' dedik. 2 yıldır biz bu süreci başarı ile yürüttük. Türkiye artık böyle yürüyecek. Bizden önceki iktidarı da gördük. Gitti IMF kapısına, el pençe divan durdu. 30 milyar borç aldı. Biz onların borcunu ödüyoruz. Utanmadan, sıkılmadan konuşuyorlar. Dün hazine 1 milyar dolar için ihale açtı, 5 milyar dolar talep oldu. 'Bulamaz' diyorlardı. Mesele nedir? Mesele şudur: Güven, güven. Artık Türkiye güçlü bir ülke, güvenilir bir hazinemiz var" diye konuştu. Yargı bağımsız ancak tarafsız değil Yargının bağımsız olduğunu ancak tarafsız olmadığını belirten Erdoğan, "Biz gücümüzü milletimizden alıyoruz, sadece 72 milyon için çalışıyoruz. Yargı, yürütme, yasama. 'Yargı, bağımsızlığını istiyor, yargı bağımlı.' Nereye bağlı acaba? Yargı bağımsız da maalesef tarafsız değil. Sıkıntı burada. Yargının hesap vereceği bir makam var mı? Soruyorum var mı? Yok. Yargı kararı alırken, en sonunda 'millet adına' der. Hangi millet adına? Milletin aldığı karardan haberi var mı? Milletin kararından haberi var mı? Millet adına icraat yapan biziz. Biz millet adına icraat yaparız, millete gider hesabını veririz. Bizi millet getirir, millet götürür. Biz millete karşı asla saygısızlık yapamayız. Yaptığınız zaman geldiğiniz gibi gidersiniz" ifadelerini kullandı. Başarılı öğrencilere otomobil Başbakan Erdoğan, ayrıca Kocaeli genelinde ÖSS'de 2009 yılında ilk yüze giren 8 öğrenciye Büyükşehir Belediyesi tarafından verilen Hyundai marka otomobilleri dağıttı. Erdoğan, "29 Aralık 2009'da Kocaeli Büyükşehir Belediyesi ilkokul öğrencilerine 26 bin diz üstü bilgisayar dağıttı. 5 yıl içinde 130 bin öğrenciye bilgisayar dağıtılmış olacak. SBS'de ilk ona girenler ve OKS'de ilk yüze girenlere bilgisayar, ÖSS'de ilk yüze girenler otomobille ödüllendiriliyor. Ben başkanımıza söyledim, artık otomobil vermeyeceğiz, parasını vereceğiz. Üstüne biraz koyup parası ile ev alırlar. 8 tane de Safahat veriyorum. Bugünün anısına, otomobilin yanında vermiş olacağız" dedi. Dokunulmazlar AK Partili Bekir Bozdağ, CHP genel başkanı ve milletvekillerinin kimi yüksek yargı görevlileri nezdinde dokunulmazlığa haiz olduklarını söyledi. Bozdağ, "Gördüğüm kadarıyla CHP'nin Sayın Genel Başkanı, milletvekilleri ve partilileri, kimi yüksek yargı görevlileri nezdinde bir dokunulmazlığa haiz. Bu dokunulmazlık nere den kaynaklanıyor, onu da merak ediyorum" dedi. Haberlerin doğru, görüntülerin gerçek olması halinde, bu tür bir davranışın Türk Ceza Kanununa göre tartışmasız bir suç olduğunu belirten Bozdağ, bunun, resen takibi gerekli bir suç olduğunu kaydetti. Bekir Bozdağ, şöyle devam etti: "Tabii ki CHP'ye, sadece Ahmet Ersin'in bu davranışıyla bakmamak lazım. Ben hiç de yadırgamadım. Neden, çünkü Genel Başkan adeta her salı grup konuşmasını veya partinin başka yerlerdeki konuşmalarında, toplantılarında, her yeri bir duruşma salonuna döndürüyor. Bunların olmaması lazım; Meclis çatısı altında da başka yerlerde de. Devam eden davalar ve soruşturmalarla ilgili siyasiler dahil hiç kimsenin yargılamayı, soruşturmayı etkileyecek eylem veya söylemlerde bulunmaması lazım. Devam eden davalar ve soruşturmaların esasım etkilemek ve yargı görevini yapanları etkilemek adli soruşturmayı etkilemek için kim ne beyanda bulunuyorsa bulunsun bunlar resen takibi gerekli suçlardır. Savcılar bunlarla ilgili soruşturmaları başlatmak zorundadırlar. Burada bir tercih hakları yoktur." Kamyona jet takipsizlik Ankara'yı ayağa kaldıran bomba yüklü kamyonla ilgili soruşturmaya bakan savcılık, birçok soru cevapsız kalmasına rağmen takipsizlik karan verdi Soruşturmayı yürüten Ankara Cumhuriyet Savcısı Mustafa Bilgili takipsizlik gerekçesini iki nedene dayandırdı: 958 el bombasının TSK'ya ait olduğu tespit edildi. Olayın ihbardaki gibi Arınç'a yönelik suikast girişimi iddialarıyla bağlantısı bulunamadı. Genelkurmay Başkanlığı ise sevkıyatla ilgili sessizi iğini korurken, Karargah'ta bilgilerin nasıl dışarıya sızdığı ve ihbarcının bu kadar ayrıntılı bilgilere nasıl ulaştığı konusunda hummalı bir çalışma yürütüldüğü öğrenildi. ihbarın Ankara Seferberlik Daire Başkanlığındaki Kozmik Oda ile ilgili bir kısım subay ve astsubaylar hakkındaki soruşturma dosyası ile alakalı olabileceği düşüncesine varılarak Terörle Mücadele Şubesi'nin harekete geçirildiği ve mahkemeden arama kararı çıkartıldığı belirtildi. Kamyonun görevlendirme yazısında sivil aracın plakası, markası ve kullanıcısı, el bombalarının sayı, miktar ve cinsinin belirtilmemesi, seri numarasız oldukları belirtildiği halde el bombalarının seri numaralı olması, araca hiçbir aracın eşlik etmemesi, güvenliğinin sağlanmaması, sebebiyle araçta Cumhuriyet Savcısı'nca bizzat arama yapılmasına karar verildiğine dikkat çekildi. 20 yıl görev yaptığı TSK'dan 10 yıl önce emekli olduğunu belirten Adaleti Savunanlar Derneği (ASDER) Ankara Şube Başkanı emekli Kurmay Binbaşı Kemal Şahin şöyle konuştu "Askeri mühimmat sandıkları vardır bir kere... Ne demek el bombalarının karton kutular içinde sevkıyatı. Devlet trilyonlarca lira para verip mühimmat sandığı alır sevkıyat için. Bu durumda neyi nerden kaçırıyorsunuz sorusu gelir akla." Emekli Askeri Hakim Ahmet Cengiz Tangören de Türk Silahlı Kuvvetleri'nde sevkıyat işlemleri ile ilgili ikmal ve ulaştırma komutanlıklarının bulunduğunu hatırlatarak şunları söyledi: "Mühimmat taşınması çok hassas bir iştir. Dolayısıyla TSK'da mühimmatın taşınmasının elbette ki belirli prosedürleri vardır. Korumasız, güvenlik tedbirleri alınmadan sevkıyatı gerçekleştirilen mühimmata saldırı olabilirdi. Bu durum TSK prosedürüne çok da uygun gibi görünmüyor." Kısa filmler yarışacak Ak Parti Genel Merkez Tanıtım ve Medya Başkanlığı, sinema sektörüne ilgi duyanlara kendi filmlerini çekme fırsatı sunuyor. Bu yıl ilk kez düzenlencek olan "Kısa Film Yarışması 2010" ile yarışmacılar, belirlenen temalar çerçevesinde kendi filmlerine imza atacaklar ekonomi, Avrupa Birliği, tarım, turizm, insan hakları ve demokrasi, kadın ve aile, sosyal yardım, özürlüler, adalet, çevre ve orman, enerji, TRT, toplu konut, Köydeş ve Beldes, Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi, vakıflar ve genel olmak üzere 21 konu başlığı altında toplanacak. 1. olan filme 50.000 TL, 2. olan filme 35.000 TL, 3. olan filme 25.000 TL'lik para ödülü verilecek. Yarışma sonucunda belirlenecek üç film ise 10.000 TL'lik mansiyon alacak. Bu yıl ilk kez düzenlenecek olan "Kısa Film Yarışması", yapımcıları ve sinema severleri bir araya getirerek gelişen ve büyüyen Türkiye'yi gözler önüne sermeyi hedefliyor. Yarışma kapsamında hazırlanacak filmlerle Türkiye'nin yaşadığı değişim anlatılarak sinema severlerin bakış açısıyla büyüme ve gelişimi dile getirilecek. Yarışmanın jüri üyeleri; AK Parti Genel Merkez Tanıtım ve Medya Başkanı Hüseyin Çelik, Ak Parti Genel Merkez Kadın Kolları Başkanı Fatma Şahin, Ak Parti Genel Merkez Gençlik Kolları Başkanı Fatih Şahin, Belgesel Yapımcısı Coşkun Aral, Gazeteci Nedim Hazar, Ali Murat Güven, Alin Taşcıyan ve akademisyen Naci Bostancı'nın yanı sıra yönetmen Osman Sınav, Hülya Avşar ve Ali Sürmeli'den oluşuyor. 'in bazı haber başlıkları: Atalay'dan BDP'ye: Meclis'teki muhatabı önemsiyoruz Hükümetin başlattığı 'demokratik açılım' sürecindeki tıkanma sürerken İçişleri Bakanı Beşir Atalay'dan dün önemli bir mesaj geldi. BDP'nin TBMM'deki varlığına göndermede bulunan Atalay, "Meclis içi meşru muhatabı çok önemli görüyoruz" dedi. Abant Platformu'nun 'Yeni Bir Toplumsal Mutabakat İçin Demokratikleşme' konulu toplantısının dünkü açılışında konuşan Atalay dar kapsamlı anayasa çalışmalarının devam ettiğini ve gelecek günlerde yapılan çalışmaların Mecliste gündeme getirileceğini söyledi. Hükümet çalışmalarının muhalefet tarafından 'yıkım, kıyım ve bölünme projesi' olarak gösterilmesinin çok büyük bir yanlış olduğunu savunan Atalay, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın muhalefet liderleriyle görüşmek istediğini ancak muhalefet partilerinin tutumu nedeniyle görüşmelerin gerçekleştirilemediğini dile getirdi. Atalay, "Böyle siyaset, böyle muhalefet olur mu?" dedi. Atalay, demokratik açılım sürecinin de kararlı bir şekilde devam ettirildiğini savunarak, duygusal tepkilerin azaldığını, yurtiçi ve yurtdışı görüşmelerin de sürdüğünü söyledi. Açılım süreci kapsamında yapılan yasal düzenlemeleri anlatan Atalay, sözlerini özetle şöyle sürdürdü: "Bu çalışmalarımız büyük titizlikle sürüyor, terörle ilgili boyut hassasiyetle yürütülüyor. Terör bitecek. Türkiye eski Türkiye değil, hiçbir komşumuz Türkiye'ye dönük teröre destek veremez, bigane kalamaz. Bütün sorunların demokrasi ve insan hakları boyutunda çözülmesini istiyoruz. Bu konudaki görüşmeler bütün yönleriyle devam ediyor. Meclis altındaki muhatabı önemli görüyoruz. Daha önce de önemli gördük. Başbakanımız, o zaman bu konuda muhatap olarak gördüğümüz kapatılan DTP Genel Başkanı ile bunun için görüştü, ama istiyoruz ki karşımızda 'muhatap benim, gerçekten muhatap benim, başkası değil' diyecek, bizi başka yere havale etmeyecek muhatap istiyoruz. Meclis içi meşru muhatabı biz çok önemli görüyoruz. Babacan: Türkiye'nin gelecekle ilgili projeksiyonları IMF ile bağları kopardı Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Ali Babacan, "IMF ile ayrılık gelecekle ilgili projeksiyonlar konusunda bakış açımızdaki farklılıktan kaynaklandı" diye konuştu. Ali Babacan, Ekonomi Muhabirleri Derneği (EMD) tarafından düzenlenen Orta Doğu ve Doğu Akdeniz Ülkeleri Ekonomi Basını Forumunda yaptığı konuşmada, IMF ile ilişkilere ilişkin bir soru üzerine, Türkiye'nin daha önce IMF'deki kotasının arttığını, bundan sonra da bir hisse artışı olacağını kaydetti. IMF ile ilişkiler konusunda net bir açıklamadan kaçınan Ali Babacan, "Türkiye'nin ekonomik başarısının tek bir reçetesinin bulunduğunun altını çizerek "Bu reçete güvendir" diye konuştu. Babacan, IMF ile stand-by anlaşmasının gerçekleştirilememesi konusunda, IMF ile bazı küçük noktalarda bazı ayrılıkların olduğunu, ancak ileri sürüldüğü gibi Mali Kural'da veya Orta Vadeli Program'da bir görüş ayrılığının bulunmadığını, aksine tam bir mutabakat olduğunu vurguladı. Ali Babacan, "Bizim uygulamalarımızla alakalı IMF ile yüzde 100 mutabakat olsaydı zaten stand-by anlaşması konusunda farklı bir noktada olurduk. Demek ki bazı küçük noktalarda farklılıklarımız oldu. Bu noktaların ne olduğunu ben açıklamayacağım, ama gazetelerde yazılıp çizilenler doğru değil" dedi. Ancak Babacan, IMF ile mali kural konusunda uzlaşmazlık olduğu haberlerini yalanlayarak, bunun kesinlikle doğru olmadığını, Orta Vadeli Program, mali kural, hedefler konularında IMF ile yüzde yüz mutabakat bulunduğunu vurguladı. Gerçeker: Eleştiri yargıyı zedelemesin Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker, Ankara'da toplu taşıma ücretlerine yapılan zammın yargı kararıyla iptal edilmesine eleştirirken "Gelsin o zaman belediyeyi Danıştay yönetsin" diyen Başbakan Tayyip Erdoğan'a 'yargı bağımsızlığı' uyarısı yaptı. Gerçeker, "Elbetteki yargı kararlan eleştirilebilir, hâkim ve savcı kararlan eleştirilebilir ancak bu kurumların saygınlığının zedelenmesi, yargı bağımsızlığının zedelenmesi için kullanılmamalıdır" diye konuştu. Ankara Barosu'nun düzenlediği ve '2. Uluslararası Spor Hukuku Kurultayının açılış töreninde konuşan Yargıtay Başkam Hasan Gerçeker, devlet işleyişinde yasama, yürütme ve yargı arasında bir üstünlük sıralaması olmadığını söyledi. Gerçeker şöyle devam etti: "Bizim bütün çabamız, yargı bağımsızlığının zedelenmemesidir. Türk yargısı bugün birçok sorunlarla uğraşmaktadır. Hâkim, savcı sayısı yetersizdir. İşgücü korkunç boyutlara ulaşmıştır. Personel sayımız yetersizdir. Birçok yerde adliyeler açıldı ama bunlar yeterli değildir. Elbette ki yargı kararları eleştirilebilir, hâkim ve savcılar eleştirilebilir. Ancak bunlar kurumların saygınlığının zedelenmesi, yargı bağımsızlığının zedelenmesi için kullanılmamalıdır. Kavgadan, çatışmadan uzak, hoşgörüsüz ve sevgisiz bir toplum olmaktan mutlaka kurtulmamız gerekiyor. Başka türlü çağdaşlığı yakalamamız mümkün olmayacaktır. Biz böyle olması gerektiğine inanıyoruz." 'ın bazı haber başlıkları: MÜZEYİ CUNTA YAĞMALADI Kültür Bakanı Günay, Ankara Resim ve Heykel Müzesi'nde kaybolan çoğu Hoca Ali Rıza'ya ait yüzlerce tablonun ‘makamlarını süslesin' diye12 Eylül Cunta liderlerine gönderildiğini söyledi. Müzenin Nisan 1980'de açıldığını söyleyen Günay "12 Eylül'de de darbe olmuş. O dönemin üst makamlarına tablolar hediye edilmiş. Bunlar 1996 tarihli başmüfettiş raporuyla sabit. Ancak ilgililer hakkında soruşturmalar sonuçlandırılmamış ve zaman aşımına uğratılmış" diye konuştu. Açıklamadan sonra bakanlığa ihbar yağdı. Bunlar arasında dönemin Cumhurbaşkanı Kenan Evren, konsey üyeleri ve Turgut Özal'ın eşi Semra Özal'a tablolardan hediye edildiği bilgisi yer aldı. İddialar üzerine 9 kişilik ekip çalışmalara başladı. Uşak Müzesi'nden Karun hazinelerinin çalınmasının ardından Bakanlığın müzeleri denetime aldığını anımsatan Günay, 2000'den itibaren 6 yıllığına kapalı duran Devlet Resim ve Heykel Müzesi'nin de 2006-2007 sürecinde incelendiğini kaydetti. 2009 yılı başında müzeden çalındığı öne sürülen 3 tabloyla ilgili de soruşturma başlatıldığını açıklayan Günay, kuşkulanılan bir müze elemanının işine son verildiğini ifade etti. Bakan Günay müzelerde geçmişten bu yana yaşanan sorunların bugünlerde yaşanıyormuş gibi bir izlenim oluşturulmaya çalışıldığına dikkat çekti. Son yıllarda yaptıkları çalışmalarla 120 tabloyu geri topladıklarını söyleyen Günay "Şimdi kamu kurumlarına artık reprodüksiyon veriyoruz, asıllarını vermiyoruz. Ben kendi bakanlık binamızdan bile sanıyorum 8 kadar tabloyu buraya iade ettirdim'' dedi. İktidarı hedefleyen Balyoz darbeyi muhalefete vurdu Metropoll Araştırma Merkezi'nin son anketinde yüzde 23 civarında kararsızlar dağıtılmadan AK Parti'ye yüzde 35,3, CHP'ye yüzde 15,5, MHP'ye yüzde 11,6 oy çıktı. "Balyoz Operasyonu ve Katsayı Sorunu" başlıklı siyasal durum araştırmasında 26-27 Şubat'ta 31 ilde 1346 kişiye anket yapıldı. Araştırma, Ocak anketine göre, AK Parti oylarında 3 puanlık artış, MHP oylarında 3, CHP oylarında da 1 puan düşüş ortaya çıkardı. Ankete katılanlar "Mevcut siyasi parti liderleri arasında en çok güvendiğiniz lider hangisidir?" sorusuna da sırasıyla Recep Tayyip Erdoğan (yüzde 38), Deniz Baykal (yüzde 9.3), Devlet Bahçeli (yüzde 7.5), Mustafa Sarıgül (yüzde 3.5), Numan Kurtulmuş (yüzde 1.0) cevabını verdi. Ankete katılanlardan Sarıgül'e oy vereceklerin oranı yüzde 4,7 olurken, CHP'ye oy verenlerin yüzde 7,4'ünden Sarıgül'e oy kayması olacağı ortaya çıktı. Araştırmaya katılanların yüzde 50,1'i yargı krizi ve balyoz operasyonu ile ilgili olarak Erdoğan'ın söylemini doğru buldu. Yüzde 70,4'ü son yargı krizi ve balyoz operasyonu ile ilgili olarak Baykal'ın yüzde 61,6'sı da Bahçeli'nin söylem ve tavırlarını yanlış bulduğunu açıkladı. "Türkiye'de bir yargı reformuna ihtiyaç var mıdır" şeklindeki soruya katılımcıların yüzde 78,7'si "Evet" dedi. 29 Mart seçimlerine göre BDP seçmenin yüzde 89,3'ü, MHP seçmenin yüzde 82.8'i, AK Parti seçmeninin yüzde 78.7'si, CHP seçmeninin yüzde 74,4'ü Türkiye'de yargı reformuna ihtiyaç olduğunu belirtti. "Yargı reformu için referandum yapılsa onaylar mısınız onaylamaz mısınız" şeklindeki soruya katılımcıların yüzde 66'sı reform paketini onaylayacağını, yüzde 27'si ise bu paketi onaylamayacağını belirterek yanıt verdi. Yargı reformu halkoyuna sunulacak olursa BDP'lilerin yüzde 85,7'si, CHP'lilerin yüzde 53,5'i ve MHP'li seçmenlerin de yüzde 63,6'sı yargı reformunu içeren anayasa değişikliğine onay vereceğini ifade etti. Türkiye'den 'Avrokrat' atağı Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, Avrupa Birliği Genel Sekreterliği ve özel sektörü bir araya getirerek Avrupa Koleji'nde master yapmak üzere öğrenci göndermek amacıyla 2010-2011 öğretim yılı için 7 adet burs sağlanmasına zemin hazırladı. Burs programının amacı Türkiye'nin Avrupa Birliği üyelik sürecinde, gerek kamuda gerek özel sektörde, iyi donanımlı AB uzmanları, yöneticileri ve geleceğin Türk Avrokratlarını yetiştirmek olarak belirtildi. Belçika'nın Brugge ve Polonya'nın Natolin şehirlerinde iki kampusu bulunan Avrupa Koleji, Avrupa'nın en saygın eğitim kuruluşlarından biri olarak gösteriliyor. 'ün bazı haber başlıkları: Aynalı e-posta profesyonelce Ankara'daki bomba yüklü kamyon soruşturmasında savcının takipsizlik kararında geçen bilgisayarın IP numarası, ABD'nin California Eyaleti'nde Placentia'yı gösteriyor. Uzmanlar "ihbarcı belli ki profesyonel. E-posta aynalı posta sistemi ile yön şaşırtmak için California-Florida-New York hattı üzerinden Ankara'ya gelmiş" diyor. 'ın bazı haber başlıkları: YÜKSEK YARGI NEDEN SUSUYOR? Erzincan Davası'nın gizli tanıklarından Munzur ile görüşmesi belgelenen Ahmet Ersin hakkında soruşturma başlatılmaması hukukçuların tepkisini çekti. Emekli Başsavcı Reşat Petek, Ersin'in "Adil yargılamaya müdahale" suçu işlediğini söyledi. AK Parti Grup Başkanvekili Bekiz Bozdağ ise söz konusu CHP olduğu için Yüksek Yargı'dan ses çıkmadığını ifade etti. ‘Devlet yıkacaklar paranoyasından kurtulmalı' Türkiye'nin fikir dünyasına yön veren Abant Hafformu'nun 20. toplantısında 'toplumsal mutabakat ve demokratikleşme' tartışılıyor. Dün Ankara'da başlayan toplantının açılısında konuşan İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Türkiye'nin değiştiğini ve normalleşme sürecini yaşadığını söyledi. Bütün sorunların demokrasi ve insan haklan boyutunda çözülmesi gerektiğini belirten Atalay, "Devlet her gün 'beni yıkacaklar' paranoyasından kurtulmalı.'' dedi. Ek oturumda konuşan Demokrat Yargı Demeği Eşbaşkanı Osman Can ise, HSYK'nın demokratik olarak meşrulaşmasını, bunun için kurulun yetkilerini Meclisten alması gerektiğini vurguladı. Avrupa ülkeleri sıkıntı içindeyken Türkiye'de çarklar işliyor Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bugün gelişmiş ülkeler ve ekonomiler zorluk içindeyken, hatta Avrupa'da kimi ülkeler adeta iflasın eşiğine gelmişken Türkiye'nin ekonomik krizi kendi imkânları ve politikalarıyla aşma iradesini gösterdiğini söyledi. Kocaeli'nin Çayırova ilçesinde yapılan Namet Entegre Et ve Et Ürünleri Tesisi'nin açılışında konuşan Başbakan Erdoğan, küresel kriz sürecinde 37 ülkenin kredi notunun 97 kez düşürüldüğünü, Türkiye'nin notunun ise iki ayda 4 kez artırıldığını aktardı. Erdoğan, bunda hükümetin sağlam ve tedbirli duruşu ile özel sektörün krize aldırmayıp yatırımlara devam etmesinin etkili olduğunu belirtti. IMF ile sonlandırılan stand-by görüşmelerine de değinen Başbakan, "IMF ile anlaşmazsak tükenir, biter, iflas ederiz dediler. Bu arada da yoğun bir gaz verme süreci başlattılar. Ben ne dedim? Bize kimse gaz vermesin. Biz nerede gaza basacağımızı, nerede frene basacağımızı iyi biliriz." dedi. Hazine'nin 1 milyar dolarlık ihalesine 5 milyar dolarlık müracaat olduğunu dile getiren Erdoğan, " Artik Türkiye güçlü bir ülke, güçlü ve güvenilir bir hazinemiz var. Dolayısıyla bu noktada bir sıkıntı yok. Şu anda Türkiye küresel bir krizi, dikkat ediniz, kendisinin üretmediği, kendisinin dahli olmadığı bir krizi kendi imkânlarıyla, öz değerleriyle kendi politikalarıyla aşma iradesini gösterdi ve gösteriyor." diye konuştu. 'in bazı haber başlıkları: ORTAK TAVIR BAŞBAKAN Tayyip Erdoğan'ın, sözde soykırım tasarısının ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi'nde kabul edilmesinden önce gezisini ertelediği yönünde resmi bir açıklama yapılmasa da, devlet ve sivil toplum kuruluşlarının programları değişmeye başladı. Ermeniler tarafından "soykırım günü" ilan edilen 24 Nisan öncesinde ABD'ye gitmeyi planlayan Erdoğan'ın programı bu aşamada bilinmezken, bakanlara ve AK Parti yöneticilerine "ABD seyahatlerinizi iptal edin" talimatı gittiği öğrenildi. Hükümetin bu konudaki tavrı, Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği'ni de (TÜSİAD) etkiledi. TÜSİAD yönetiminin, önümüzdeki hafta yapmayı planladığı ABD gezisi, mevcut şartlar altında yararlı olmayacağı düşüncesiyle erteledi. Her yıl özellikle sözde Ermeni soykırımı konusu gündemdeyken ABD'yi ziyaret eden ve orada pek çok üst düzey görüşme yapan TÜSİAD'ın, bu yılki programının neden aksadığı yönündeki sorumuza Ümit Boyner, "Yapmayı planladığımız gezi bugüne kadar ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'tan randevu beklediğimiz için gecikti. Bizim gezimiz sırasında kendisiyle görüşmek gibi bir talebimiz vardı, ancak programı çok dolu olduğu için şu ana kadar bize yanıt veremedi" dedi. Gelinen noktada da Amerika ve Türkiye Dışişleri arasında bir diyalog kopukluğu yaşandığını, Türkiye'nin büyükelçisini geri çağırdığını hatırlatan Boyner, sözlerine şöyle devam etti: "Devletler arası ilişkilerde zaman zaman kopukluklar olabilir. Sivil toplum örgütlerine de bu kopukluğun giderilmesinde önemli roller düşer. Ancak bugün biz TÜSİAD olarak bir takım temaslarda bulunsak, bir takım önerilerle dönsek bile Ankara'da öyle bir haberi verebileceğimiz, mesajları iletebileceğimiz bir ortam yok. Şu aşamada diyalog kapıları kapanmış durumda ve şu anda bir ABD gezisinin verimli sonuçları olacağını düşünmüyoruz.' Ankara'dan kendilerine ABD gezisini iptal etmeleri yönünde bir tavsiye gelip gelmediği konusunda ise "Hayır, öyle bir şey kesinlikle gelmedi" diyen Boyner, "Ama biz bir diyalog ortamının olmadığının farkındayız. Diyalog kapılarının kapatıldığı bir ortamda, biz ABD'ye gitsek bile bunun verimli olmayacağını biliyoruz" yanıtını verdi. Şu anda aldıkları karara 'iptal' yerine 'erteleme' demeyi tercih eden Boyner, şunları söyledi: "Bir sivil toplum örgütü olarak, daha önce de bu tür durumlar yaşadık. Ancak bugüne kadar bu kadar bu kadar ciddi bir tavır görmemiştik. Ancak bunun geçici olduğunu düşünüyorum. Mutlaka bir diyalog ortamı oluşacaktır. Bir sivil toplum örgütü olarak bizim iyi ilişkilerimiz var ve bu diyalog ortamının oluşması için biz de üzerimize düşeni yapacağız." Bu çerçevede Türk tarafını Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ve Zafer Çağlayan, ABD tarafını ise ABD Ticaret Temsilcisi Ron Kirk ile ABD Ticaret Bakanı Gary Locke'un temsil edecekti. Çağlayan, mart ayının ilk haftasında bu ülkeye bir ziyaret planlamıştı. Ancak sözde Ermeni tasarıyla ilgili gelişmelerin ardından, Türkiye'nin Washington Büyükelçiliği ve Dışişleri Bakanlığı'nın telkinleriyle bu gezinin de henüz belli olmayan bir tarihe kadar ertelendiği öğrenildi. Tüm hastanelere yeni başhekim TBMM Sağlık ve Sosyal İşler Komisyonu bünyesinde kurulan Alt Komisyon'da kabul edilen Kamu Hastane Birlikleri Tasarısı'nın yasalaşmasıyla, Sağlık Bakanlığı'na bağlı devlet hastanelerinde görevli 10 binin üzerinde başhekim, başhekim yardımcısı, hastane müdürü, müdür yardımcısı ve başhemşirenin değiştirilmesi gündeme gelebilecek. Yasanın yürürlüğü girdiği tarihte, mevcut yöneticilerin görevleri sona erecek. Hastane Birliği Yönetim Kurulu mevcut yöneticilere isterse görev verecek, istemezse yeni yöneticiler atayacak. Tasarıya göre, hastaneler Hastane Birlikleri'ne dönüştürülünce, hastaneleri başhekimler değil, "Hastane Yöneticileri" yönetecek. Hastane yöneticisine bağlı olarak başhekimlik, idari ve mali işler ile Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürlükleri kurulacak. Büyük hastanelerde müdürlük sayısı 4'e çıkarılabilecek. Başhekim yardımcısı ve müdür yardımcısı sayısı da, hastane büyüklüklerine göre belirlenen normlara göre tespit edilecek. Erdoğan İngiltere'ye gidiyor BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan, İngiltere Başbakanı Gordon Brown'ın davetlisi olarak temaslarda bulunmak ve Türkiye-İngiltere İş Forumu'na katılmak üzere 15 Mart Pazartesi Günü Londra'ya gidecek. Erdoğan ayrıca, Türkiye-İngiltere İş Forumu'nda iki ülkenin önde gelen işadamlarına hitap edecek. PKK'nın finansmanını önleme yasası geliyor Avrupa'da, PKK'ya yönelik operasyonların hızlanmasının ardından Türkiye de, terörizmin finansmanının önlenmesi için etkin düzenleme konusunda harekete geçti. Adalet Bakanı Sadullah Ergin'in, 18 Ocak tarihli "olur"u ile "Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Tasarısı" hazırlamak üzere komisyon kuruldu. Komisyon, terörizmin finansmanı suçunun uluslararası belgelere uyumlu hale getirilmesi ve konuyla ilgili Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarının Ülkemizde uygulanması bakımından yasal bir mekanizma kurulmasına ilişkin çalışıyor. Terörle Mücadele Yasası'nın8'inci maddesinde 18 Temmuz 2006'da yapılan değişiklikle "Terörün finansmanı" suçu düzenlenmiş durumda. Bu maddeye göre terörizmi finanse edenler "terör örgütü" üyesi gibi 5 yıldan on yıla kadar hapisle cezalandırılıyor. Bu suçun daha ağır ve etkin yaptırıma bağlanması üzerinde çalışılıyor. Yeni Türk Ceza Kanunu'nun "Suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama" başlıklı 282. maddesi, "terörün finansmanı suçundan kaynaklanan mal varlığı değerlerini yurt dışına çıkarmak veya bunların gayrimeşru kaynağını gizlemek" suçunu kapsıyor. Komisyon, mevcut ceza ve mekanizmaların Türkiye'nin 10 Ocak 2002'de kabul ettiği "Terörizmin Finansmanının Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşmeye" ve diğer uluslararası belgelere uyumlu hale getirilip terörün finansmanın engellenmesinde etkin bir işbirliği sağlanmasına ilişkin düzenlemeyi de hedefliyor. 'ın bazı haber başlıkları: Kafes iddianamesi hazır Üçü Amiral 41 subayın ifade verdiği azınlıkları hedef alan planla ilgili iddianame Başsavcı Vekili Çolakkadı'ya sunuldu. Koç Müzesi'ndeki denizaltının öğrenciler içerisindeyken havaya uçurulması gibi kanlı ve sansasyonel eylemlerin öngörüldüğü Kafes Eylem Planı'yla ilgili iddianamenin yazımı Ergenekon savcıları tarafından bitirildi. Yedi askeri personelin tutuklandığı plan kapsamında Güney Deniz Saha Komutanı Kormairal Kadir Sağdıç, emekli Koramiral Ali feyyaz Öğütçü ve İzmir Foça'da görevli Tuğamiral Mehmet Ilgar ifade vermişti. Erdoğan'ın dünyası küçülüyor Başbakan, soykırım tasarısını onaylaması nedeniyle İsveç'e yapacağı geziyi iptal etti. Oysa aralarında Rusya, Fransa ve Almanya'nın da bulunduğu 20 ülke bu tasarıyı çoktan benimsedi. Başbakan Erdoğan, İsveç'e yaptığı gibi, soykırım tasarısını kabul eden bütün ülkelere ambargo koyarsa Afrika dışında beş kıtaya bir daha adım atamayacak. İsveç'le birlikte sayıları 21'e çıkan yasaklı ülkeler arasında Erdoğan'a en yakın siyasi liderlerden olan Silvio Berlusconi'nin başbakanlığını yaptığı İtalya da var. Çiçek'e parmak izi Jandarma Kriminal Laboratuvan, AKP ve Gülen'i Bitirme Planı üzerinde parmak izi ile kağıt ve mürekkep incelemesi yapacak. Jandarma Kriminal Laboratuvarı, belgenin yazımında ve imza üzerinde eskitme yapılıp yapılmadığım, belgenin yazımında kullanılan kağıdın, yazıcı ve mürekkeplerin Genelkurmay Başkanlığı birimlerinde kullanılan ürünlerle uyumlu olup olmadığını inceleyecek. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen ihbar mektubu, zarfı ve ıslak imzalı belge üzerinde de parmak izleri ile diğer organik izler incelenecek. Albay Dursun Çiçek'in avukatı İrem Çiçek, yaptığı açıklamada, "İnsanlık onuruna, akıl ve mantığa, demokrasi ve insan haklarına, hukuk devleti ve adalet ilkelerine, hiçbir yasal delile dayanmayan iftira ve karalama kampanyaları ile bir kısım medyayı yargısız infaz aracı olarak kullanarak, yazılmayan planı yazılmış, imzalanmayan belgeyi imzalanmış, işlenmeyen suçları işlenmiş olarak göstermede çok mahir olan bazı odakların milletin gözü önünde ortaya koydukları bu oyunların sona ereceği günlere az kaldı" dedi. 'ın bazı haber başlıkları: SOKIRIMA 4 OY ‘BİZDEN' İsveç meclisinden bir oy farkla geçen "soykırım tasarısı"ndan çok, bu karara destek veren Türkiyeli vekiller üzdü. Çekimser kalan Kaplan SABAH'a, "Tasarının kabulü içimi acıttı, mücadeleyi sürdüreceğim" dedi. ABD'den sonra İsveç'te "soykırım" tasarısının kabul edilmesi büyük tepkilere neden olurken, gözler olumlu oy kullanan Türkiye kökenli milletvekillerine çevrildi. İsveç Parlamentosu'ndaki 4 Türkiye kökenli milletvekilinden 3'ü kabul oyu verirken Çevre Partisi'nden milletvekili olan Mehmet Kaplan ise tepki amacıyla oylamaya katılmadığını söyledi. Sosyal Demokrat Parti'nin Genel Sekreteri İbrahim Baylan ile aynı partiden Yılmaz Kerimo ve Halk Parti'den Vanlı Gülan Avcı "soykırım tasarısı"na "evet" dedi. Çevre Partisi'nden çekimser kalan Kaplan, Süryani kökenli Yılmaz Kerimo ve İbrahim Baylan ile Kürt kökenli Gülan Avcı'nın önergeyi desteklediğini ve tanınması yönünde oy kullandığını kaydetti. Kendisinin ise karşı çıktığını belirten Kaplan, sonucun "içini acıttığını" söyledi. Komutan köylere mescit yaptıracak Elazığ'a giden Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, depremzedelere yardımlarından ötürü sarılarak teşekkür ettiği 8. Kolordu Komutanı Korgeneral Mustafa Korkut Özaslan, sarılma anı için "Bu bizim görevimiz. Sarıldığı için tabii ki mutlu oldum" dedi. Özaslan, muhtarlarını isteği üzerine görevlilere, Kayalık ve Yukarı Demirci köylerine mescit yapılması için talimat verdi. Okçular ve Yukarı Demirciler köyünde, depremden somaki ilk cuma namazı çadırlarda kılındı. Megafonla ezan okundu. Namazda verilen vaaz ve hutbede, depreme hazırlıklı olunması ve uygun zeminlere uygun binalar yapılması gerektiği anlatıldı. Depremzede çocuklara Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın gönderdiği pamuk şekerler dağıtıldı. Çocuklar ilk defa pamuk şekeri yediklerini söyledi. Kayalık köyünde oturan depremzedeler dün prefabrik evlerine kavuştu. Kızılay tarafından 5 dakikada kurulan ve içinde 4 kişi barınabilen evler imza karşılığı depremzedelere teslim edildi. Elazığ Sağlık Müdürlüğü ekipleri alman su örneklerinde bakteriye rastlanması üzerine çeşmelere 'içilmez ve kullanılamaz' tabelası astı. Arınç: Çukurambar'da hedef bendim, yoksa ne arıyorlardı? Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Bülent Arınç, Ankara'nın Çukurambar bölgesinde, 18 Aralık Cumartesi günü ortaya çıkan operasyonda hedefin kendisi olduğunu söyledi. Habertürk TV'de yayımlanan "Basın Kulübü" programında sorulan yanıtlayan Arınç, Çukurambar'da bulunan evinin yakınlarında Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ekipleri tarafından iki subayın gözaltına alındığı sırada Manisa'da olduğunu kaydetti. Emniyetten olayla ilgili bilgilendirildiğini kaydeden Arınç, ailesinin ve komşularının rahatsız olduğunu dile getirdi. Suikast bilgisini kendisinin vermediğini, emniyetin verip vermediğini de bilmediğini belirten Arınç, "Hedef bendim, Yoksa 7 gün boyunca orada ne arıyorlardı? Aynı firmadan 35 otomobili niye kiralamışlar? Ceplerinden çıkan kağıtta benim adresim çıktı" dedi. Arınç, "MİT ile temasa geçtiniz mi? Daha fazla bilgi var mı?" soruna ise "Hayır, MİT bana bağlı değil. Hedefin ben olduğumu anlamak için de MİT'le görüşmeye ihtiyaç yok" diye konuştu. ‘in bazı haber başlıkları: CHP'DE ÇANTA PİŞKİNLİĞİ Gizli tanık Munzur'la bir otel odasında görüştüğüne dair fotoğrafları medyaya yansıyan CHP İzmir Milletvekili Ahmet Ersin "suçüstü" olduktan sonra işi pişkinliğe vurdu...Ersin "içi para dolu" olduğu ileri sürülen bond tipi çantada, para değil pijama olduğunu iddia etti... Oysa Ersin'in içinde pijama(!) bulunan çantası, görüşmeyi organize eden Erdal Erdoğan tarafından alınıp götürülüyor. İddialara göre o çantada 80 bin TL vardı. Lojistik sektörünü rekabet edebi hale getireceğiz Ulaştırma Bakanı Binalı Yıldırım, "Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde, ekonomik gelişme ve yaşam kalitesinin artırılması için, lojistik politikaların oluşturulması ve geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır" dedi, Maltepe Üniversitesi Marmara Eğitim Köyü Yerleşkesi'nde düzenlenen "Lojistik ve Ticaret Buluşması" konulu panele katılan Yıldırım, yaptığı konuşmada, küresel rekabetin hızla geliştiği dünyada, ülke olarak bazı sektörlerin geliştirilerek, küresel rekabet avantajının, yarıştan düşmemek için korunması gerektiğini söyledi. Bu tür arayışlara gidildikçe, lojistik kavramının gündeme geldiğini ve giderek de bu kavramın klasik taşımacılığın önüne geçtiğini vurgulayan Yıldırım, Türkiye'nin bu konuda çok ileri sıralarda olmadığını fark ettiklerini ama Türkiye'nin bu konuda atılım yapmaya başladığını anlattı. 'ın bazı haber başlıkları: A TAKIMI HAREKATI Baykal'ın değişim sinyali verdiği Mayıs kurultayında CHP vitrin yenileyecek.Son dönemde iktidara karşı çıkışlarıyla ses getiren isimler parti yönetimine taşınacak. CHP Mayıs ayında yapılacak Olağan Büyük Kurultay'da yeni isimlerle değişerek 2011 seçimlerine start verecek. Sosyal olaylarda faal, seçim bölgelerinde güçlü vekiller etkin görevlere getirilecek. Yerel seçimlerde yıldızı parlayan Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu Genel Merkez kurmayı oluyor. Bakan'dan Bakan'a vergi sıfırlama talebi DEVLET Bakanı Zafer Çağlayan yüzlerce kişiden oluşan bir kalabalığın önünde Maliye Bakanı Mehmet Şimşekten vergilerin sıfırlanmasını istedi. Ekonomi Muhabirleri Derneği'nin 23. kuruluş yıldönümü kapsamında düzenlenen Altın Kalem Ödül Töreni, Ankara Rixos Otel'de gerçekleştirildi. Haberleri ile ödül almaya hak kazanan ekonomi gazetecilerine ödülleri verilirken ilginç diyaloglar yaşandı. ödül vermek üzere sahneye gelen Devlet Bakam Zafer Çağlayan karşısındaki protokol masasında birlikte oturduğu Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'e bir çağrıda bulundu. Çağlayan, "Sayın Bakan sizden rica ediyorum sanayi bölgelerindeki KOBİ'lerimizin emlak vergilerini sıfırlayın. Eğer istiyorsanız bunun için gerekli fonu biz yaratırız" diye seslendi. Bakan Çağlayan'ın bu sözleri salonda kahkaha kopmasına yol açarken Bakan Şimşek'in de güldüğü görüldü. 'nin bazı haber başlıkları: BDP Diyarbakır'da en kalabalık Nevruz kutlamasına hazırlanıyor BDP Diyarbakır İl Başkanı Cafer Kan, bu yılki Nevruz kutlamalarına Cumhurbaşkanı Gül, Başbakan Erdoğan, Kürt liderler Celal Talabani, Mesut Barzani ile CHP lideri Baykal ve MHP lideri Bahçeli yi de davet edeceklerini söyledi. BDP lideri Selahattin Demirtaş, kutlamalara Türkiye başta olmak üzere İran, Suriye ve Kuzey Irak'tan çok sayıda konuğun katılacağını dile getirdi. Demirtaş, ayın 20sinde Avrupa'dan 20 uçak dolusu insanın şimdiden rezervasyonunu yapağını da kaydetti. Demirtaş, Nevruzu yüzlerce ilçede de kutlayacaklarını ve yasakların yaşanmaması için içişleri Bakanlığı ile görüşeceklerini açıkladı. Diyarbakır'da gerçekleşecek olan kutlamanın dünyada gerçekleşecek kutlamaların en büyüğü olmasını hedeflediklerini de ifade eden Demirtaş, şöyle konuştu: "Bu yılki Nevruz sadece Diyarbakır'daki Kürtler'in değil tüm bölge halklarının kendi taleplerini bir meydanda bir alanda referandum şeklinde dile getirecekleri bir kutlama olacak. Bu nedenle bu yılki Nevruz bizler açısından bir çözüm Nevruzudur'. 'in bazı haber başlıkları: Teknopark İstanbul'da ikinci imzalar atıldı Kuruluşuna ilişkin ilk adım, Savunma Sanayii Müsteşarlığı, ÎTO ve İstanbul Ticaret Üniversitesi arasında niyet mektubunun imzalanmasıyla atılan Teknopark İstanbul'da ikinci aşama dün gerçekleşti. Dün imzalanan sözleşmeyle 5 ortaklı Teknopark İstanbul Yönetici Şirketi kuruldu. KOBİ'lerle uluslararası firmaları aynı çatı altında buluşturacak olan teknoparkta faaliyet gelecek yıl başlayacak. İmza töreninde konuşan Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül Teknopark İstanbul'dan 25 yılda 300 milyar doların üstünde bir gelir elde edilmesinin hedeflendiğini söyledi. İTO Başkanı Murat Yalçıntaş da projeye bugüne kadar 80 firmanın başvurduğunu bildirdi. Başbakan radyocularla buluşacak Başbakan Erdoğan 20 Mart Cumartesi günü sinemacılarla demokratik acılım kahvaltısı yaptıktan soma radyocularla da buluşacak. Erdoğan sinemacılarla yapacağı kahvaltının ardından saat 15.00'te de Ak Parti Sütlüce İl Başkanlığında radyo dünyasının ünlü isimleriyle bir araya gelecek. Ancak Erdoğan radyocularla açılım sohbeti yerine hükümetle iletişim üzerine konuşacak. Toplantıya aralarında 'Hop Dedik Ayhan' lakaplı Ayhan Güngör, 'Gönül Dostu' lakaplı Füsun Alkan, Michael Kuyucu, Ceyhun Yılmaz ve Cem Arslan gibi ulusal radyoların ünlü DJ'lerinin yanı sıra genel müdür, yönetim kurulu üyelerinin de yer aldığı 85 kişinin çağrıldığı öğrenildi. Radyocular bir Başbakan'dan ilk kez böyle bir davet aldıkları için şaşırdıklarını söylediler. Radyocularla iletişim konuşulacak AK Parti Tanıtım ve Medya Başkanı Hüseyin Çelik imzasıyla faksla iletilen davetiyede: "AK Parti, radyolarımızla önümüzdeki süreçte kurulacak iletişimi, radyolarımızın bu yöndeki talep ve beklentilerini müzakere etmek üzere radyocular buluşması düzenliyor "denildi. İsveç telafi adımı atmalı ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi ve ispanya'nın Katalunya özerk Bölgesi Parlamentosu'nun ardından 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddialarının tanınmasını öngören tasarının İsveç Parlamentosu'nda da kabul edilmesi iki ülke ilişkilerinde gerginliğe yol açtı. İsveç'in Ankara Büyükelçisi Chrisrer Asp, dün Dışişleri Bakanlığı'na çağırıldı. Ankara'nın "Telafi edici adım bekliyoruz" dediği Asp, İsveç hükümetinin bu karara uymayacağını söyledi. Asp, dün Bakanlık Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu ile bir görüşme yaptı. Asp'a, Türkiye'nin karan şiddetle kınadığı ve İsveç'ten telafi edilmesi yönünde ciddi adımlar atmasını beklediği aktarıldı. Kararın 1915 olaylarına ilişkin ortak tarih komisyonu kurulmasına katkı sağlamayacağını kaydeden Asp da, kararın bağlayıcı olmadığım söyledi. 'ın bazı haber başlıkları: Taş atan çocuklar 2 hafta sonra Adalet Komisyonunda ADALET Bakanı Sadullah Ergin'in gerçekleştirdiği ziyaret turlarında, muhalefet ile uzlaşma zemini oluşan kamuoyunda "taş atan çocuklar" olarak bilinen düzenlemenin, 2 hafta içinde "askıya alındığı" TBMM Adalet Komisyonu'nun gündemine gelmesi bekleniyor Tasan muhalefet ile prensipte varılan anlaşma çerçevesinde, Öcalan'a yeniden yargılama yolunu açacak maddelerinin metinden çıkartılması yönünde değişiklik yapılabilmesi için alt komisyona sevk edilecek TBMM Adalet Komisyonu Başkanı Ahmet İyimaya, VATAN'ın konuya ilişkin sorularını yanıtlarken, komisyon üyeleriyle Salı günü tasarıya ilişkin bir öngörüşme yapacağını belirterek, "Muhtemelen bir sonraki hafta da düzenlemeyi komisyonda görüşürüz" dedi. Muhalefetten gelen önerilerin değerlendirilmesi ve düzenlemenin bir uzlaşmayla yasalaştırılması için tasarıyla ilgili alt komisyon çalışması yapılmasının yararlı olacağını belirten İyimaya, "Tüm önerileri değerlendirerek düzenlemenin süratle yasalaşmasını arzu ediyoruz" diye konuştu. 'in bazı haber başlıkları: Mutluluğu tattılar BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan, önceki gün Elazığ'ı ziyaret etmişti. Depremzede çocukların Başbakan'dan isteği ise pamuk şeker olmuştu. Çocuklar dün pamuk şekerlerine kavuştu. Okçular Köyü'ne götürülen şekerler, deprem mağduru miniklere dağıtıldı. Hayatında ilk kez pamuk şeker gören ve yiyen 11 yaşındaki Gamze Atlı, mutluluktan havalara uçtu. Gamze, "Tadı çok güzelmiş. Başbakanımıza teşekkür ederim" dedi. 'nin bazı haber başlıkları: Gül: En gelişmiş ülke yarışındayız Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, "Türkiye ilimde, bilimde, ekonomide, demokraside, hukukta, tüm bu alanlarda dünyanın en gelişmiş ülkesi olma yarışındadır. Bu yarışta da sanıyorum ki çok kısa süre içerisinde dünyanın en seçkin ülkelerinden birisi olacaktır" dedi. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Burdur'da Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Konferans Salonu'nda düzenlenen "istiklal Marşı'nın Kabulünün Yıldönümü ve Mehmet Akif Ersoy'u Anma Etkinliği"ne katıldı. Türkiye'nin Kurtuluş Savaşı'nda verdiği mücadeleyi bugün başka alanlarda da verdiğine dikkati çeken Gül, şöyle konuştu: "Türkiye ilimde, bilimde, ekonomide, demokraside, hukukta, tüm bu alanlarda dünyanın en gelişmiş ülkesi olma yarışındadır. Bu yarışta da sanıyorum ki çok kısa süre içerisinde dünyanın en seçkin ülkelerinden birisi olacaktır. Bugün zaten Türkiye, gerçekte o noktadadır. Uluslararası bütün kuruluşlarda Türkiye'ye olan ilgi bunu göstermektedir. Bilim adamlarımız büyük başarılar elde etmektedir." Burdur Müzesini de gezen Gül, il yakınlarında yapılan kazılarda bulunan Hadrian ile Marcus Aurelius'un 6'şar metre büyüklüğündeki heykellerine ait parçaları ve büstleri inceledi. Bağış: Karar barışa hizmet etmeyecek Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, 1915 olaylarına ilişkin alınan kararın İsveç Parlamentosu'na yakışmadığını söyledi. Bağış, "Türkiye'nin AB üyeliğine destek veren İsveç, bu kararla ne yazık ki çarpıtılan tarih tezlerinin esiri olmuştur. Parlamentoların tarih yazmaya kalkması çok yanlış. Siyasetçiler geçmişe değil geleceğe bakmalı. Diaspora, Türkiye ile Ermenistan'ın yakınlaşmasını baltalamak için dünya çapında dört koldan ateşe benzin döküyor. İsveç de diasporanın oyununa gelmiştir. Bu kararın barışa hizmet etmeyeceği ortadadır" dedi. KÖŞE YAZARLARI GAZETESİ TAHA KIVANÇ Erken seçim var mı, sonucu ne olur? Dün bir gazetenin manşetinde "Ak Parti ve CHP inişte, MHP çıkışta" haberini okuyunca çok şaşırdım. Bir ay önce yapılmış bir anket olsaydı hadi neyse, ancak Ak Parti oylarında bir ayda üç puanlık düşüş hiç makul gelmedi bana.O bir ay içerisinde 'ıslak imza' ve 'Balyoz Darbe Planı' konularında askeri makamların belgeleri doğrulayan açıklamaları oldu; ben bu işten bir parça anlıyorsam, AKP oylarını olumlu etkilemiş olmalı bu gelişme... Oysa manşete göre, Ocak'ta yüzde 42.4 olan AKP oyları, Şubat ayında 39.6'ya düşmüş görünüyor."Doğru olabilir mi?" diye danıştığım MetroPoll şirketinin yöneticisi Prof. Özer Sencar, "Kararını kendiniz verin" diyerek yeni fırından çıkmış son çalışmalarını gönderdi: Şubatta AKP oyları yükselmiş, CHP ile MHP oyları ise bir önceki aya göre düşmüş...MetroPoll anketi incelendiğinde bu hareketlenmenin sebebinin tam da benim tahmin ettiğim gelişme olduğu anlaşılıyor: 'Balyoz' ve 'ıslak imza' onayı...Kararsızlar, protesto oyları ve cevapsızlar bayağı yüksek, neredeyse her dört kişiden biri (yüzde 23) kendisini bu kategoride görüyor. Geri kalanlar oylarını partilere şu biçimde paylaştırıyor (yüzde olarak): AKP 35.3, CHP 15.5, MHP 11.6... Son seçimde oyunu Ak Parti'ye verenlerin yüzde 78.3'ü parti tercihini sürdürüyor; bu oran CHP'de 63.3, MHP'de 64.1...Bir aylık oy değişimini şöyle özetliyor MetroPoll raporu: "Ocak 2010 araştırması ile karşılaştırıldığında, Ak Parti oylarında 3 puanlık bir artış, MHP oylarında 3 puanlık bir düşüş ve CHP oylarında da 1 puandan daha az bir düşüş gözlenmiştir."'Erken seçim' konusunu her fırsatta dile getiren partiler son zamanlarda seslerini kıstılarsa sebebi araştırmada: MHP 2002 yılında erken seçimi zorlamak için hükümetten çekilmişti, o seçimde barajda boğuldu; şimdi seçime en iyi şartlar dışında gitmek istemez MHP. Oysa çok kıpırdak bir siyasi zemin var ve durumu en az emin olan parti de o...Solda kıpırdanmalar ise partileşme boyutuna çıkıyor. Bir kısım sol aydın ile bazı Alevi örgütlerinin desteklediği Eşitlik ve Demokrasi Partisi kuruldu. Henüz kendisini 'Hareket' olarak tanımlayan Mustafa Sarıgül oluşumu da partileşme yolunda. MetroPoll anketi Sarıgül'ün durduğu yerde oy aldığına işaret ediyor. Çoğunluğu son seçimde DP'ye oy verenler olmak üzere hemen her partiden oy çalıyor Sarıgül; bugün seçim olsa yüzde 5'e yakın oy alabileceği anlaşılıyor.Kendisini 'solcu' olarak tanımlayan seçmeni CHP'nin fazlaca tatmin edemediğini de ortaya koyuyor araştırma; CHP'ye oy vermişlerin yüzde 61.3'ü "Sol kesimde yeni bir partiye ihtiyaç var mı?" sorusuna, "Evet, var" cevabını veriyor çünkü... CHP'li seçmenin ancak yüzde 58.6'sinin "CHP solda bir parti midir?" sorusuna "Evet, solda bir partidir" cevabını vermesi de ilginç.Ayrıntılı sonuçlar çıkarmaya yarayan MetroPoll'ün raporunu sıcağı sıcağına gözden geçirirken bir nokta olağanüstü dikkatimi çekti: Ergenekon'la başlayan ve birbiri ardına patlayan yeni ifşaatlarla her geçen gün genişleyen yargısal süreci kamuoyu anketlerinden izliyor ise, iktidar partisi yöneticilerinin yürekleri pır pır ediyor olmalı; buna karşılık CHP bu süreci anketlerden izleyip tavır alıyor gibi...Hiç de ihmal edilmeyecek oranda insan (yüzde 38) 'Balyoz Darbe Planı' ve ardından üst düzey komutanların ve subayların gözaltına alınmalarını doğru bulmuyor. Balyoz operasyonu sonrasında Genelkurmay'a güveninin azaldığını söyleyenlerin oranı yüzde 32.5... Peki kime veya kimlere güveniyor insanlar?MetroPoll'ün anket soruları arasında bu soru da var ve sonuç tahmin edileceği gibi: Halkın en çok güvendiği lider Tayyip Erdoğan (yüzde 38); onu Deniz Baykal (9.3) ve Devlet Bahçeli (7.5) takip ediyor. Deneklere "Yaşayan Türk siyaset ve devlet adamları arasında en beğendikleriniz?" diye sorulduğunda alınan cevapların oranı şöyle: Tayyip Erdoğan 21, Abdullah Gül 9.1, Süleyman Demirel 5.2, Deniz Baykal 4.8, Devlet Bahçeli 3.6, Mustafa Sarıgül 3.2, Ahmet Necdet Sezer 2.2...Her şey güllük-gülistanlık mı iktidar açısından? Hayır, ülkenin gidişatı konusunda insanlara giderek kötümserlik hakim oluyor. Deneklerin yüzde 51.5'i "Kişisel olarak halim iyi" dese de, "Ülkenin geleceğini nasıl görüyorsun?" sorusuna "Kötümserim" cevabını verenlerin oranı yüzde 56.5...Partilerin yönetimleri raporu dikkatle okurlar herhalde..." GAZETESİ AHMET TAŞGETİREN Başbuğ'un zorluğu "İçinden geçtiğimiz dönemde, Türkiye'de bir Genelkurmay Başkanı'nın yaşadığı zorluğu dikkate almak gerekiyor. Bu, askeri müdahaleyi tabii misyon gibi gören bir silahlı kuvvetleri, bu misyondan uzaklaştırıp, savunma gücü haline getirme işidir, ki kolay olmadığı açıktır. Önce bunu bizzat kendi duygu-düşünce dünyanızda gerçekleştireceksiniz. Öyle yetişmişsiniz ama o hal, tabii, normal, demokratik, hukuki değil ve en önemlisi, dünya gerçekleri artık öyle değil. Önce siz değişeceksiniz. Sonra, sorumluluğunuz altındaki kadrolar değişecek. Onların değişmesi de kolay değil. Onlar da öyle yetiştirilmişler. Sadece kendileri değil, sivil odaklar da, onlara öyle bir misyon yükleyip, zaman zaman "Ne duruyorsunuz, gelsenize..." gibi çağrılar yöneltmiş. Bir şey daha: Tüm askeri kadroların, böyle bir misyonu bulunduğuna dair, kağıt üzerinde düzenlemeler yapılmış. Bir şey daha: Sivil kadroların, ülke sevgisi ve sorumluluk duygusu üzerinde kuşkulara yöneltilmişsiniz. Ve bir şey daha: Uluslararası odaklar, zaman zaman "arkanızdayız" gibi mesajlar yollamışlar. Bütün bunların sonucu olarak, "askeri vesayet", hep Türkiye'nin sıcak iklimi olmuş. TSK bünyesinde, bir damar hep "Biz çağrılabiliriz, hazır olmalıyız" tarzında atmış. 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat, 27 Nisan... "Memleket tehlikede, biz hazırız, geliyoruz, birileri alan açsın!" Alan açılarak gelinmiş bu günlere... Ama şimdi, tarihin döndüğü bir süreci yaşıyoruz. Askerin siyasi hareketliliğin suç sayıldığı bir dönemin içine girdi Türkiye. Askerin komuta kademesi de, tarihin döndüğünü gördü. Belli ki, yaptığı "kuvvet değerlendirmesi"nde "vesayet"i sürdürmek için yeterli güç göremiyor. Belki buna, bütün varlığını koymak gibi bir iradeyi de kuşanamıyor. O zaman izzetini koruyarak geri çekilmek gerekiyor.İşte orada, eli kirlenmiş olanların yargıya teslimi gibi bir kritik durum ortaya çıkıyor.Bunu yapmak da kolay değil. Çünkü bunu yaparken, hem bir misyonu terk etmiş gibi algılanmak hem de arkadaşlarına vefa göstermiyor gibi algılanma riski var. "Ordu yenildi-Meğer TSK kağıttan kaplanmış" gibi iç-dış medyaya yansıyan yorumları, askeri cenahtan gelen "silah arkadaşlarını kurban veriyorlar" tarzındaki "yaralı aslan" çığlıklarını göğüslemek kolay değil. Bunlar gene de bireysel serzenişler ve bunları göğüslemek daha mümkün olabilir.Ama bunun yanında bir de sürecin, "İç-dış odakların işbirliği ile Türkiye'yi zayıflatmak için TSK'nın bilinçli olarak zayıflatıldığı" tarzında yorumlanma boyutu var ki bu Başbuğ'u, çok daha çetin bir hesaplaşma duygusuna yöneltebilir. Bir başka zorluk, CHP lideri Baykal'ın kaşıdığı, "Cumhurbaşkanı ve Başbakan'la al-ver hesabı" suçlaması ile oluşuyor. Yani Başbuğ, o buluşmada bir şeyleri almak için bir şeyleri kurban vermek ithamına maruz kalıyor. İşte bütün bunları göğüsleyerek, Türk Silahlı Kuvvetleri'ni sahil-i selamete çekmek...Bir Genelkurmay Başkanı'nın bugünkü sancısı bu kadar derindir." GAZETESİ DERYA SAZAK İsveç golü "...Türkiye ise, 2005'ten bu yana AB ilişkilerinde en iyi dönemini yaşıyor. Ermenistan ile 2009'da imzalanan protokollerin henüz imzası kurumadı. Böyle bir ortamda bile ABD Temsilciler Meclisi'nden ve İsveç parlamentosundan "1 oy farkla" soykırım kararları çıkabiliyor. Ankara, büyükelçileri çekip, Başbakan düzeyinde ziyaret iptaline gitse de, diplomasiden siyasete Türkiye'nin tezleri açısından sıkıntılı bir durum olduğunu artık kabul etmek gerekiyor. ABD Temsilciler Meclisi'ndeki kararda Demokratlar etkili olmuştu. İsveç'te de "sol" kanat. AKP, Türkiye'de muhafazakâr bir parti olmasına karşın, dışarıda "reformist" kimliğiyle destek buluyordu. Oysa AB Parlamentosu'nda bu dengenin gerçek yerine oturması, CHP gibi halen Sosyalist Enternasyonal üyesi olan "sosyal demokrat" partilerin de devreye girmesi ihtiyacı "soykırım" kararlarından sonra kaçınılmaz gözüküyor. Kürt meselesinde de aynı ihtiyaç vardır.Tarihi tezkere ancak güçlü bir siyaset ve diplomasiyle hayata geçirilebilir.0020Aksi halde "Şerefli yenilgiler" serisi devam eder." CAN DÜNDAR Tüm elçilerimizi çekecek miyiz? "...Her oylama öncesi Dışişleri elde iki prototip açıklamayla bekleyecek mi:"Müttefikimizin bu art niyetli tuzağa düşmeyeceğinden emindik. Bu ret kararı, ilişkilerimizi daha da geliştirecektir."Veya... "Kabul kararını şiddetle kınıyor ve ilişkilerimize büyük zarar vereceğini hatırlatmak istiyoruz"."- Ne çıktı sonuç?""- Kabul ettiler efendim.""- İkinci açıklamayı verin. Bizim elçiyi geri çekin. Onların elçiye söyleyin gelsin."Ne kadar gidebiliriz ki böyle?Tüm Avrupa'daki elçileri geri çekene kadar mı?Bu gidişle 1915'in 100. yıldönümüne kadar Batı'da Türkiye'yi soykırımla suçlamamış ülke kalmayacak. Tabii yalnız kalmaz Türkiye..."Cinayet"i kafasına kakmayan Suudi Arabistan, İran, Suriye, Azerbaycan gibi arkadaşlarla yakınlaşır.Yani "mahalle değiştirir."Yıllardır "Türkiye'nin stratejik önemi" kozuyla püskürtülen tasarıların tam da Türkiye-Ermenistan yakınlaşması sürecinde kabul görmeye başlaması üzücü...O yakınlaşmanın ürünü olan protokoller kabul edilse bu tasarıları durdurabilirdi.Oysa şimdi bu tasarıların kabulü, protokolleri durduracak gibi görünüyor.Üstelik Türkiye, uğruna Ermeni açılımını yaktığı Azerbaycan'ı da kaybetmişe benziyor.Batı'daki bütün büyükelçilerimizi çekme noktasına giderken, 87 yıl önce babalıktan reddettiğimiz adamın, 95 yıl önce karıştığı kirli işi samimiyetle tartışıp "Nerede hata yaptık?" diye düşünmenin vakti gelmedi mi?" GAZETESİ MAHMUT ÖVÜR CHP Dersim'den sonra Munzur'a takıldı "...Yargıtay Başsavcısı harekete geçti mi bilmiyorum ama gizli tanıklarla görüşüp haber yapmak bile suç...NPeki, CHP gibi bir partinin milletvekili neden bir gizli tanıkla görüşür?.. Önceki gün ortaya çıkan kamera görüntüleri bu sözleri de yalanlıyor. Milletvekili Ersin, elinde çanta pastaneye gidiyor ve gizli tanıkla el sıkışarak masasına oturuyor. Aynı masada tutuklanan başsavcı Cihaner'in avukatı, yine Cihaner'in yakın arkadaşı pastane sahibi Erdal Erdoğan da var. Çantanın içinde ne olup olmadığı dava dosyasında yer alıyor ve kokusu daha sonra çıkacak ama burada hukuk açısından çok net suç olan bir şey var: Bir CHP milletvekillinin gizli tanıkla görüşmesi... Görüntünün ortaya çıkmasından sonra Ersin kendini şöyle savunuyor: "Bana gizli tanık demediler. Bir vatandaş sizinle görüşmek istiyor dediler. Gizli tanık olduğu alnında yazmıyor ki. Dolayısıyla gizli tanık olduğunu bilmiyordum." İnanılır gibi değil. Bir siyasi partinin milletvekili bu kadar pervasız olabilir mi? Siz oraya neden gittiniz Ahmet Ersin? Cihaner davasına destek olmak için gitmediniz mi? Konuştuğunuz isimler de tam bu davayla ilgili... Cihaner'in avukatı, arkadaşı ve Cihaner'i yaktığı iddia edilen gizli tanık... Ergenekon avukatlığına soyunan bir siyaset anlayışının varacağı nokta bu işte... Kendine sosyal demokrat diyen bir parti, siyaset üretmeyip, toplumsal muhalefet yerine statükoya sarılırsa iktidar olabilir mi?" NAZLI ILICAK Ahmet Ersin'in siyah çantası "...CHP milletvekili Ahmet Ersin zor durumda. Siyah çantanın hesabını vermek mecburiyetinde. "Çantayı unuttum; getirdiler" diyor ama bu görüşmenin hemen ardından, 3 gizli tanığın Erzincan'daki mahkemede neden ifade değiştirdiğini açıklamıyor. Ayrıca, gizli tanıklarla ilişkiyi kuran ve sütun dibinde "unutulan" çantayı alan kişinin, Erzincan Savcısı İlhan Cihaner'in yakın arkadaşı Erdal Erdoğan olması, sadece bir tesadüf mü? Boşuna "Siyaset, adalete müdahale etmesin" demiyoruz. Edildiği takdirde, Ahmet Ersin durumuna düşmek ihtimali var. Yalnız, kamuoyunda mahcup olmak söz konusu değil. Sanırız olay, yargıya intikal edecektir." OKAN MÜDERRİSOĞLU Genelkurmay'ın sessizliği "...145. madde. Yani, "askeri yargı" konusu. Anayasal teminat altındaki askeri yargı sistemini gözden geçirme arzusu. Askere, -özellikli suçlarla bağlantılı olarak- sivil yargı yolunun açılması hususu. Bir süre öncesine kadar AK Parti kurmayları bu maddenin değiştirilmesini olmazsa olmaz kategorisinde görüyordu. Oysa durum giderek farklılaşıyor. Sanki hükümet, asker ve yargıyı aynı anda karşısına alıp çift cephe açmak istemiyor. Muhalefetin, henüz paketin içeriğini bile görmeden milli müdafaa boyutuna taşıdığı duruşu da bu tabloya eşlik ediyor. Askeri yargının kendine çeki düzen vermesine fırsat yaratılırken sivil yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı etrafındaki arayış sürüyor. Başbakan Tayyip Erdoğan'ın da Anayasa'nın 145. maddesine dayalı gerilim senaryosu istemediği kulislerde konuşuluyor. Neticede, askere sivil yargı yolunu açan yasal düzenlemenin Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilmesi, kritik soruşturmaların sivil yargıda davaya dönüşmesini engellemedi... Hafta başında gözler yine askerde olacak. Genelkurmay 2. Başkanı Org. Aslan Güner'in ev sahipliğinde, "Küresel Terörizm ve Uluslararası İşbirliği Sempozyumu-3" icra edilecek. Açılış konuşmasını Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ yapacak. 23 Şubat'ta, orgeneral ve oramirallerle toplantı düzenlendiğini, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yürütülen soruşturma kapsamında gelişen "ciddi durumun" değerlendirildiğini duyuran, Albay Dursun Çiçek imzalı dokümanın kâğıt parçasından, hukuki belge düzeyine taşındığını açıklayan Genelkurmay, o günden itibaren adeta kabuğuna çekildi. Kuşkusuz bu dışa kapalı pozisyonda, Çankaya Köşkü'nde gerçekleşen üçlü zirvede varılan mutabakat da etkili oldu. Açıklama yapsa bir dert, yapmasa bir başka dert olan ve her iki halde de eleştirilen Genelkurmay, gelinen noktada bilgi güncellemesi ihtiyacı ile karşı karşıya. 3. Ordu Komutanı Org. Saldıray Berk'le ilgili iddialara karşı izlenen tutumdan, Balyoz Darbe Planı ile ilgili iç soruşturmanın sonuçlarına kadar uzanan hassas başlıklarda kamuoyuna tatmin edici izahat borcu olduğu gibi duruyor." GAZETESİ OKAY GÖNENSİN Ankara'da kamyon, Erzincan'da çanta "Bu savaşta bir süredir en kaba istihbaratçı yöntemleri kullanılmaya başladı.El bombaları naklediliyor, yasal bir faaliyet. Ama "birileri" bunu biliyor, demek ki izliyor ve ihbar ediyor. Bunun üzerine emniyet yapması gerekeni yapıyor.Sivil araçla el bombası taşınmasının yarattığı kuşkular bir yanda, "birilerinin" bunu izlemesinin korkunçluğu diğer yanda... Herhalde olup bitenlere en ilgisiz vatandaş bile bundan rahatsız oluyordur.Erzincan-Erzurum hattında bir süredir devam eden "savaş"ın hukuki süreç içine girdiği sanılıyordu. Böylece anlamsız spekülasyonlar ve karşılıklı iddialar da sona erecekti.Öyle olmadı, ortaya kamera çekimleri çıktı: Olayı izleyen CHP'li Milletvekili, birkaç gün önce basılan pastanenin sahibi tarafından "gizli tanık" ile tanıştırılıyor.Görüntüleri şöyle okumak mümkün: Gizli tanık bir menfaat kaygısıyla "karşı" tarafa, pastane sahibine bir şekilde gitmiş, o da "işi bağlamış." "Bağlama"nın gereği olan "çanta" CHP'li vekil tarafından getirilmiş ve bir köşeye bırakılmış. Son görüntüde pastane sahibi çantayı alıyor. Daha sonrasına ilişkin bir görüntü yok, ama bu kadarı üzerine bu hikâye yazılabilir.Hikâye CHP'li vekilin dediği gibi de yazılabilir: Tutuklu savcı Cihaner'in durumunu izlemek için şehre giden vekilin yanına iki kişi yaklaşıp diyalog kurmaya çalışır, o sırada vekilin elinde özel eşyalarının bulunduğu seyahat çantası vardır, o da çantayı bir köşeye bırakır. Ama çıkarken unutur, kendisine yardımcı olan pastane sahibi görür, alır. Son görüntü bu. Vekile göre görmediğimiz en son görüntüde ise pastane sahibi kendisine çantasını vermektedir.Son derece makul bir hikâye. Ama hikâyede makul olmayan iki unsur var: Biri, vekilin gizli tanık ile görüşmüş olması. Eğer görüştüğü kişinin gizli tanık olduğunu bilmiyorsa bu vekile komplo kurulmuş demektir. Ama vekil bunu söylemiyor. "Yargıya müdahale" kavgaları ayyuka çıkmışken bir milletvekilinin gizli tanıkla görüşmesi kolay açıklanabilir bir durum değil.Görüntülerin ilk yorumunu yayanların "gizli tanığa 80 bin lira verildi" iddiası üzerine de "benim zaten 20 bin lira banka borcum var bu parayı nereden bulayım" demesi de fazlasıyla safiyane kalıyor." CAN ATAKLI Üçlü zirve yeni bir Dolmabahçe miydi? "...Şimdi merak ettiğim nokta şu: Başbuğ da tıpkı Büyükanıt gibi bir Dolmabahçe toplantısına mı zorlandı?Bu toplantıda neler konuşuldu, zabıt tutuldu mu? Bu görüşmede üçlü arasında sır olarak mı kalacak yoksa kısmen de olsa açıklanacak mı?Bu toplantıdan sonraki gelişmeler hayli kuşkulandırıcı. Çünkü, ordu birden tavır değiştirdi ve "içinde bir darbe hazırlığı yapılmış olabileceğini" açıkladı. Ama burada çok önemli bir ayrıntının üzerinde fazla durulmadı.Bir binbaşı Balyoz olayını inceledikten sonra "Bu bir darbe hazırlığıdır ve dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı'na bilgi verilmemiştir" sonucuna vardı. Dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman'dı. Onun kurmay başkanı ise İlker Başbuğ. Yanisi şu ki, bir darbe hazırlığı varsa bile bundan Başbuğ'un haberi yok.Kısacası, gizli zirveden sonra Başbuğ'un işin içinden sıyrılmasına, ama diğerlerinin yakılmasına mı karar verildi? İnsanın aklını kurcalamıyor mu bunlar?" GAZETESİ AHMET KEKEÇ Nedir Erzincan'ın sırrı? "...Kısaca HSYK adı verilen Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu niçin Ergenekon davasından şekvacıdır? Bilmek istiyorum. Bu kurulun bazı üyeleri, bir zamanlar başkanlığını Ömer Faruk Eminağaoğlu'nun yaptığı ideolojik YARSAV kurumunun üyesi... YARSAV'ın faaliyet kalemleri ve eski başkan Eminağaoğlu'nun yaptığı siyasi açıklamalar kurul üyelerini rahatsız etmiyor mu? Bilmek istiyorum... HSYK'nın taslak hazırlama yetkisi olmadığı halde, tıpkı "yaz kararnamesi" olayında olduğu gibi, niçin bazı üyeler bunu birincil iş sayıyor? Bilmek istiyorum. Kurulun faal ve cevval üyelerinden olduğu anlaşılan değerli Ali Suat Ertosun, neden özellikle Ergenekon savcılarının, mahkeme heyetinden iki ismin, Diyarbakır'daki faili meçhul soruşturmaları ve PKK'nın şehir yapılanması KCK operasyonunu yürüten savcıların görev yerlerinin değiştirilmesini istedi? Bilmek istiyorum... Uluslararası hukuk kuralları, yargı görevi yürüten kişilerin baskı altında tutulmamaları gerektiğini söylüyor. HSYK patentli bazı atamalar, kafalarda soru işareti bırakan görevlendirmeler, ortaya çıkan ilginç rastlantılar ve yer değiştirmeler, özel yetkili savcıların "yetki ketmiyle" baş başa bırakılmaları bizatihi "baskı" ve "yargıya müdahale" değil midir? Bunun cevabını istiyorum. Baykal'dan da, CHP'nin "Munzur" adlı gizli tanıkla niçin irtibata geçtiğini açıklamasını rica ediyorum?" ERGUN BABAHAN Ergenekon'un avukatı gizli tanıkla görüşür "...Deniz Bey ise hala ‘'doğruysa'' aşamasında. Ama Ergenekon'a karşı tutumu pek değişmiş değil. Halbuki ıslak imzalı belge Ergenekon'un bir devamı. Bütün bunlar içiçe geçmiş halkalar gibi. Birinin gerçekliğini kabul ettiğinizde, bütün savunma stratejiniz çöker. Onun için gizli tanıkların ifadeleri elbette önemli. Bazen doğrular ve gerçekler sağlık için zararlı olabilir. Onun için üstünün örtülmesi gerekir. CHP'li Ersin de herhalde bunun için devreye girmiştir. İyi ki, gizli tanıkla yakalanan CHP milletvekili. Eğer AK Partili bir vekil böyle yakalansa, ne yargıya müdahale ne de sivil faşizm kalırdı. CHP hala tek parti zihniyetinde, onu destekleyen medya da öyle. Onun için CHP'lilerin gizli tanıklarla görüşüp tanıklıktan vazgeçirmeye çalışmaları yargıya müdahale değil, hak olarak görülüyor. Ama bu konuda kabiliyet eksikliği var. Önce ‘'Görüşmedim'' deyip sonra içinde pijama olan çantayla görüşmeye gittiğinizi kabul etmek hem inandırıcılığınızı, hem saygınlığınızı zedeliyor. Benim merak ettiğim Ersin Bey'in pijamalarına ne olduğu. Yoksa gizli tanık Munzur mu giyiyordur o pijamaları şimdi?" GAZETESİ CENGİZ ÇANDAR İsveç'e çocukça tepki; böyle dış politika olmaz "Türk dış politikası, Ermeni soykırım tasarılarının ‘müttefik' ülkeler parlamentolarına gelmesi veya geçmesi karşısından şirazesinden çıkmışa, serinkanlılığı ve her türlü kontrolünü kaybetmiş durumda.Geçen hafta Washingon Büyükelçisi Namık Tan merkeze çağrıldı, dün de Stockholm Büyükelçisi Zergin Korutürk. Daha da ‘anlaşılmaz' hatta ‘çocuksu' tepki, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın 17 Mart'ta yapacağı Stockholm ziyareti ve onunla birlikte Türkiye-İsveç Zirvesi'nin iptal edilmesi oldu.İsveç'e küstük yani.Türkiye'nin AB'deki en güvenilir dostlarının başında gelen İsveç'le küsüz. Türkiye için yıllardır AB'de mücadele eden Carl Bildt de bu ‘küslük'ten nasibini almış oluyor. Konu İspanya Parlamentosu'nda da yolda. Şayet geçerse, İspanya'ya da küseceğiz. Almanya'da da aynı yönde kıpırdanmalar var. Ona da küsebiliriz.Bu gidişle, Türkiye'nin Batı'daki temsilcilerinin önemli bölümü kariyerlerini Ankara'da geçirmeye başlayacaklar.Kararı şimdiye kadar geçirmiş olan kurtardı. İtalya, Fransa, Belçika, Arjantin, Litvanya, Lübnan, bir sürü ülke daha var. Oradaki büyükelçiler yerlerindeler. Öyle bir politika ki, soykırımı daha önce kabul etmiş ülkeler sanki ‘zaman aşımı'ndan yararlanıyorlar; şimdi kabul edenler ve edecekler yandı. Türkiye onlara küsecek.Böyle politika olmaz. Böyle dış politika olmaz... Tabii ki, gelinen durum, Türkiye-Ermenistan ‘normalleşmesi'nin yolunu Türkiye'nin kendi eliyle kesmesinin sonuçları. Tayyip Erdoğan, Baku'da Azerbaycan Parlamentosu'nda ‘Karabağ çözülmeden Protokolleri TBMM'den geçirmeyiz' diye Türkiye'nin politikasını ‘Azerbaycan ipoteği'ne teslim ettiği vakit, bu köşede ‘Berbat Diplomasi' başlıklı yazı yazmış olduğum için, bu konuda ‘Türkiye profili' açısınan gelinen nokta, en başta beni şaşırtmıyor.Protokoller konusunda cesaretli adımlar atılsa ve işi zamana yayarak sündürmek yerine, hızla hareket edilseydi; yani Türkiye-Ermenistan arasında ‘normalleşme' güzergahında hızlı seyredilseydi, ne ABD Kongresi'ne bu konu gelir ve ne de İsveç Parlamentosu'na gelip geçerdi.Dış politikadaki büyük hataların hasadı böyle kötü kalkıyor... Ülke parlamentolarının ‘üniversite tarih kürsüsü' gibi çalışmalarının kabul edilecek tarafı yok. Türkiye ‘soykırım' konusunda duyarlı olmadıkça, orada alınan kararların kıymet-i harbiyesi de yok, üstelik Türkiye'deki ‘açılım' sürecine de zarar veriyor.Ama bu konudaki ‘haklılık', buradan yola çıkarak izlenen dış politikanın ‘doğru' olmasını sağlamıyor.Böyle dış politika olmaz." GAZETESİ HASAN KARAKAYA CHP, skandallara alışık! "CHP İzmir Milletvekili Ahmet Ersinin Erzincan'daki Eriza Otel'te Ergenekon'un gizli tanığı Munzur'la görüştüğünün ortaya çıkması, gündeme bomba gibi düştü. "Görüntüler" de yayınlandığına göre; bu işin "kıvıracak" bir tarafı kalmadı... Yalnız, merak edilen şu: Ersin, oteldeki görüşmeye "siyah çanta" ile geldiğini kabul ettiğine göre; o çantada, iddia ettiği gibi. "pijama ve tıraş takımı" mı vardı, yoksa "80 bin TL" mi?.. Hadi farzedelim ki; "pijama" vardı... Peki içinde "pijama" olan o çantayı, pastane sahibi Erdal Erdoğan niye alıp götürdü?.. Ne yani evde pijaması yoktu da, "Ersin'in pijamalarını mı giyecekti?.. Ersin Yener Dönmezin sorusu üzerine; "Biz skandallara alışığız" deyip, eklemiş: "Bu bir Alevi dayanışması değildir!" Merak ediyorum, "skandallara alışık" olmaları Mustafa Kul'dan mı sirayet etti ondan mı "el" aldılar?.. Öyle ya: Mustafa Kul da; Başbağlar'ı yakıp yıkan ve "33 kişiyi hunharca öldüren Ovacık köyü Alevileri"ni kurtarmak için yoğun çaba harcamış, onların "sırra kadem basmalarını" sağlamıştı!.. CHP'liler gerçekten de "skandal"lara alışık... Hem de taa 1993ten ve de Mustafa Kuldan bu yana!.." GAZETESİ HÜSNÜ MAHALLİ Dik durmak "...her yabancı ülke parlamentosu karar aldığında Türkiye ve Türkler neden bunca tepki gösteriyor?Türkler tepkilerinde dile getirdikleri tehditleri yerine getirmeyeceklerine göre neden kendi sinirlerini bozuyor?Tehditlerinin gereğini yapmadığını gören yabancı ülkeler doğal olarak benzer kararları Türkiye aleyhine alıyor ve alacak.Sonra da Türkiye yine kıyameti koparıyor, koparacak. İlginç bir durum.Oysa Türkiye ya bu karar alınmadan önleyici tedbir almalı ya da karar alındığında gereğini yapmalıldır. Yok eğer bu kararların hukuki, siyasi ve vicdani bir değer ve anlamı yoksa o zaman Türkiye bu kararları önemsememeli ve kendi tarihi ile yüzleşip hesaplaşmalı ve bu hesaplaşmanın sonuçlarını kanıtlarıyla birlikte net ve cesur bir şekilde herkese açıklamalıdır.Unutulmamalıdır ki; Batı destekli Ermeni diasporası ve onların kontrolündeki Ermeni yöneticiler Türkiye'yi sıkıştırmak amacıyla uzun süredir hazırlıklar yapıyor.Daha önce de yazıp anlatmıştım.Haziran 1998'de Koçaryan başkan seçildiğinde kendisiyle söyleşi yapan ilk gazeteci olarak bu soykırım konusunu sormuştum.Koçaryan ''Bu konuda sürekli çalışıyoruz. Soykırımın 90. yılında Türkiye'yi sıkıştırmaya başlayacağız. 100. yılında ise tüm dünyayı yanımıza alarak Türkiye'yi soykırımı kubul ettirmeye ve sorumluluklarını yerine getirmeye zorlayacağız'' demişti. Soykırım denilen tehcir kararının 90. yılı olan 2005'ten itibaren gelişen olayları hatırlarsak Koçaryan'ın sözlerinin ne denli ciddi olduğunu hep birlikte görüyoruz.Peki geçen bu süre içinde Ankara ne yaptı?Kocaman bir hiç. Belki de bu gerçeği gördüğü için AK Parti hükümeti son dönemde küçük ve yoksul ülke Ermenistan ile direkt diyalog seçeneğini tercih etmiş ve bununla soykırım iddiaları dahil tüm sorunları çözebileceğini düşünmüştür.Ama hükümetin düşünemediği ya da düşünüp ama başka nedenlerden dolayı geri planda tuttuğu temel bir gerçek var:'Haçlı mantıklı Batılı ülkeler yani Ermenileri Osmanlı'ya karşı ayaklandıran Fransa, İngiltere, Rusya, ABD ve diğerleri zaman zaman farklı politik konumda görünmelerine rağmen Türkiye'ye karşı hala aynı duygu ve hesaplarla politika yapıyor.'' GAZETESİ ŞAHİN ALPAY PKK silah bıraksın, siyaset yapsın "...Kürt kimliğinin inkarının bir ürünü olan PKK, otuz yılı aşan varlığından sonra Kürt sorunundan ayrı, kendi başına bir sorun haline geldi. Giderek daha açık bir şekilde görülüyor ki, Kürt sorunundan ayrı bir PKK sorunu olduğu gibi, bir de bundan da ayrı, 11 yıldır İmralı'da tutuklu olan PKK'nın doğal lideri "Abdullah Öcalan sorunu" var. "Kürt sorunu"nda gelinen esas nokta ise, PKK'nın silahları bırakmaya nasıl ikna edilebileceği sorusunda düğümleniyor. Bu soruya cevap verilebilmesi için de PKK'nın konumunun iyi tahlil edilmesi gerekiyor. PKK ayrılıkçılığı çoktan terk etti, Türkiye sınırları içinde demokratik çözüm talep ediyor. Silahla, şiddetle bir yere varılamayacağını; Kürtlerin büyük çoğunluğunun şiddetten yaka silktiğini, sorunlara barışçı çözüm istediğini görüyor. Esas olarak iki talebi var: Birincisi, kendisine demokratik siyaset yolunun açılması; ikincisi de doğal lideri Öcalan'ın içinde bulunduğu koşulların iyileştirilmesi. Türkiye'nin şiddete son vermek, iç güvenliğini sağlamak açısından çok önemli bir imkanı, PKK ile aynı toplumsal tabanı paylaşan fakat şiddete karşı tavır alan Barış ve Demokrasi Partisi'nin parlamentoda temsil ediliyor olması. BDP "Demokratik Açılım"a büyük katkı yapabilir. Hükümet, PKK'nın önce sürekli ateşkes ilan etmesinin, sonra silahları bırakmasının, yani barışın nasıl sağlanabileceğini BDP ile görüşebilir. PKK liderlerine değil, fakat yurtiçindeki ve dışındaki, cezaevlerindeki ve dışarıdaki üyelerine kapsamlı bir af, şiddetin siyasetten dışlanması yolunu açabilir. PKK üyeleri siyasete BDP veya başka partilerin çatısı altında devam edebilir. Türkiye'de demokrasinin yerleşmesi, şiddetin son bulması açısından siyasi partilerin kapatılma rejiminin Avrupa Konseyi Venedik Komisyonu'nun önerdiği koşullara uygun hale getirilmesi, seçim sisteminin BDP'nin TBMM'de adil bir şekilde temsiline imkan tanıması büyük önem taşıyor. Şu da unutulmamalı ki PKK'nın silah bırakmaya ikna edilmesi halinde, BDP dışındaki Kürt partileri de nefes alma imkanı bulacak, Kürt partileri arasında artan rekabet siyaseti daha da demokratikleştirecektir. Hükümet bir süredir İspanya'da ve K. İrlanda'da şiddetin siyasetten dışlanması alanında edinilen tecrübeleri inceletiyor. TBMM Araştırma Merkezi "Kuzey İrlanda Barış Süreci" üzerine bir rapor hazırladı ve "Demokratik açılım"da yararlanması amacıyla İçişleri Bakanlığı'na sundu (Taraf, 8 Mart). Umarım bu rapor TBMM üyeleri tarafından okunur, medyadan da gereken ilgiyi görür. Şiddeti nasıl bitirebiliriz sorusunun bütün yönleriyle tartışılması, Türkiye'nin er geç aklın yolunu bulmasını sağlayabilir." GAZETESİ FATİH ALTAYLI Sen o oyu dedene karşı kullandın kızım "... Tek OY farkla tarih yazılıyor. Bir gün ABD'de, bir gün İsveç'te. Kim ne derse desin bunun bir nedeni var. Türkiye artık Batı dünyasından uzaklaşıyor. Bu yüzden de Türkiye'ye "soykırımcı" demek kolaylaşıyor onlar için. İsveç parlamentosu soykırım kararını onaylarken, tarihi oyu veren yani dengenin değişmesini sağlayan tek oyu kullanan kişi Türkiye kökenli bir Kürt. Gulan Avcı. İsveçli Kürt parlamenter Gulan Avcı, oyunu verdikten sonra şöyle diyor: "Türkiye geçmişiyle yüzleşsin diye oy verdim. Oyumun belirleyici olduğunu biliyorum. Bu gerekliydi." isveçli Kürt milletvekili, verdiği oyla Türkiye'nin tarihiyle yüzleşmesini sağlıyor ama acaba kendi tarihiyle yüzleşmeyi bilecek kadar bilgisi ya da haysiyeti var mı merak ediyorum. Çünkü eğer böyle bir yüzleşme yapmaya kalkışırsa, tarihe biraz geri dönmeyi becerirse, görecekleri çok da hoşuna gitmez. Çünkü Gulan Avcı'nın "soykırım" olarak tanımladığı şey, Doğu Anadolu'daki Ermenilerin bir bölümünün Ruslarla ve daha sonra Fransızlarla birleşerek tebaası oldukları Osmanlı Devleti'ne karşı isyanının bir sonucudur. Ve Gulan Avcı belki bilmez, belki bilmek istemez ama o isyanların bastırılmasında Osmanlı Devleti "Hamidiye Alayları"nı kullanmıştır. Ve doğası gereği, o bölgedeki Hamidiye Alayları da o sırada Osmanlı'ya son derece bağlı Müslüman tebaadan olan Kürtlerden oluşuyordu. Ve zaten isyancı Ermenilerin Öldürdüğü bölge halkı arasında Kürtler de vardı. Gulan Avcı'nın "soykırım" dediği şeyi yapanlar, büyük ihtimalle kendi dedeleriydi. Ya da onun dedesini öldürenleri öldüren ırkdaşları..." GAZETESİ HADİ ULUENGİN İsveç'le mi hesaplaşmak, tarihle mi hesaplaşmak? "...İsveç daha düne kadar "en Türk dostu" devletler arasında addediliyordu. İskandinav ülkesini yere göğe koyamıyorduk.Üstelik gerçekten de öyleydi! Ve aslında hâlâ ve hâlâ öyledir!Zira Stokholm Ankara'nın AB üyeliği için canla başla mücadele eden ve bu yüzden de başta Paris, "antici"lerle haniyse kanlı bıçaklı olan tek tük başkentten birisini oluşturuyordu.Ama bizim diplomasiye, daha doğrusu bizim "milli onur" (!) anlayışımıza kitakse!Çarşamba akşamına dek gözağrımız olan o "cici" İsveç "soykırım"ı tanıyan yirmiiki devlete bir yirmiüçüncüsü olarak eklenince, Perşembe sabahı aniden "kaka"ya dönüştü.Oysa bunun sonu yok!YOK, çünkü bu böyle giderse halimiz yamandır!Yani, biz hep devekuşu gibi başımızı kuma gömmeye devam eder ve de inatçı gerçeğe hep kör bakmayı sürdürürsek, yolun sonu asla gelmez ve gelmeyecektir. Başka bir deyişle, başta İttihatçı çetenin Ermenileri maruz bıraktığı o 1915 "Büyük Felâket"i olmak üzere, yakın tarihimizle artık mümkün mertebe yüzleşmek ve hesaplaşmak zamanının geldiğini anlamazsak, en önce kendimizle barışmamız mümkün olmayacaktır. Kendi bilinçaltıyla kavgalı bir ulusun diğerleriyle barışık olması ise zaten imkânsızdır.O halde şunları alt alta yazalım:BÖYLE giderse, yukarıdaki ülkeler yirmiyken otuza; otuzken kırka, elliye çıkacaktır.İsveç'i Norveç, Norveç'i Patagonya, Patagonya'yı da Papunezya izleyecektir.Dolayısıyla, biz daha çok başkentin büyükelçisini geri çağırırız. Daha çok başbakanın gezisini iptal ederiz. Daha çok galeyanın misillemesi hesaplarız. Ve dün "cici" dediklerimize de bugün "kaka" diyerek, ezelden beri yaptığımız gibi, "öteki"ne karşı duyduğumuz o derin korkuyu ve o travmatik husumeti yenebilmek için "Türkün Türkten başka dostu yoktur" şiarıyla kendimize cesaret şırıngalamaya çalışırız.Hep kavga döğüş ve hep itiş kakış, hiç bitmeyecek bir yolu hep bir başımıza arşınlarız. Peki de, sorumlusu olmadığımız bir tarihle yüzleşmek cesaretini ve "kendimizi için kendimizle" barışmak dirayetini göstermek bu kadar zor mu ve bu mazoşist cefaya değer mi?" GAZETESİ AHMET ALTAN Acemi AKP "...Biliyorsunuz, dünyada bir "soykırım" dalgası başladı, Amerikan Kongresi'nden sonra İsveç Parlamentosu da "soykırım tasarısını" kabul etti. Bizim AKP'li hükümet de iki ülkedeki büyükelçisini "istişare için" geri çağırdı. Başbakan Erdoğan, İsveç'e yapacağı ziyareti erteledi. 2015, soykırımın yüzüncü yılı ve büyük bir ihtimalle önümüzdeki üç yıl içinde "soykırımı" kabul etmemiş ülke kalmayacak dünyada. Erdoğan'ın ve Davutoğlu'nun "sıkışık" mantığıyla hareket edersek, bizim başbakanlar "ziyaret edebilecek" bir ülke bulamayacak. Çünkü fevkalade klişeleşmiş, yaratıcılıktan yoksun, sıradan açıklamaları ve jestleriyle dünyalarını daralttıkça daraltıyorlar. Tam ikisi de diplomasi dünyasının en parlak yıldızları arasına girmeye hazırlanırken küt diye kendilerini "sıradanlık havuzunun" bulanık sularına attılar. MHP'nin "milliyetçi oyları" artacak endişesiyle milliyetçilik yarışına girdiler. "Türklere hakaret ettirmeyiz"den "Müslümanlar soykırım yapmaz"a kadar her türlü anlamsız klişeyi dış politika diye geveliyorlar. Dikkatleri, bu "oyunda" kapacakları birkaç milliyetçi oya kilitlendiğinden, satranç tahtasının bütününe bakmayı da unuttular. Eğer bu, akıldan, gerçekten, mantıktan yoksun politikalarını sürdürürlerse hem kendileri hem Türkiye kaybedecek. Onlara, Hrant Dink'in neden öldürüldüğünü bir daha düşünmelerini öneririm... O korkunç suikastın yapamadığını şimdi Erdoğan Davutoğlu ikilisi yapıyor. Kendilerini de Türkiye'yi de yalnızlığa itiyorlar. Türkiye'de askerî darbeleri, Ergenekonları, Kafesleri, Balyozları önlemenin yolu, bu ülkenin dünyayla bağlarını güçlendirmekten geçer; dünyanın parçası olmuş, siyasette, hukukta, ekonomide dünyanın standartlarını kabul etmiş, dünyanın saygı duyduğu bir sivil iktidara sahip bir ülkede darbe yapılamaz çünkü. Ama dünyadan bağlarını kopartmış bir ülkede darbe yapmak da, sivil iktidarı askerî ve hukuki yollarla sıkıştırmak da çok kolay olur. Ergenekoncuların istediği de tam budur zaten. "Soykırım" üzerinden milliyetçilik yarışına girip, "soykırımı" kabul eden bütün ülkelerle ilişkileri dondurarak yalnızlaşıp, Ergenekoncuların arzuladığı ortamı yaratmanın manası ne?.." DIŞ BASIN ÖZETLERİ İNGİLTERE: BBC: TÜRKİYE VE İSVEÇ SOYKIRIM TARIŞMASINDA 11.03.2010 Türkiye, İsveç Parlamentosunun Birinci Dünya Savaşı sırasındaki Ermeni ölümlerini kılpayı farkla soykırım olarak kabul etmesinin ardından Stockholm Büyükelçisini geri çağırdı. Türk hükûmeti, tasarıyı "ciddi hatalara dayandığı ve temeli olmadığını" söyleyerek kınadı. İsveç hükûmeti de tasarıya karşı çıktı ancak bazı milletvekillerinin parti çizgisi aleyhinde oy kullanmasının ardından tasarı bir oy farkla kabul edildi. Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, önümüzdeki hafta Stockholm'a yapmayı planladığı ziyareti iptal etti ve oylamayı eleştiren bir açıklama yaptı. İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt, oylamanın bir "hata" olduğunu ancak bunun, Türkiye'nin AB üyeliğini destekleyen hükûmetinin pozisyonunu değiştirmeyeceğini söyledi. EL HAYAT (Arapça yayımlanıyor): TÜRKİYE PAZARI, ARAP ÜLKELERİNE VE İRAN'A DOĞRU GENİŞLİYOR 12.03.2010, Yusuf el Şerif Türkiye, IMF ile müzakerelerini durdurdu ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ülkesinin, sağladığı kolaylıklara ve iki yıldan uzun süren müzakerelere rağmen IMF ile yeni bir anlaşmaya ihtiyacı olmadığını söyledi. Türkiye böylece IMF ile kesintisiz yarım asırdır süren ve ülkeyi 1961'den bu yana pek çok mali krizden kurtaran anlaşmaları terk etmiş oldu. Türk ekonomi analisti Ali Ağaoğlu, Türkiye'ye mali ve ekonomik altyapı yardımı sağlamayan, bununla birlikte Türkiye'nin istenen koşulları yerine getirip getirmediğini sıkı bir şekilde denetleyen AB'nin, Yunanistan'ın uzun yıllar boyunca Maastricht Anlaşması'nın dışına çıkması karşısında sessiz kaldığını söylüyor. Aynı AB, adaylık dönemlerinde Yunanistan, İspanya ve Portekiz'e, ekonomik düzeylerini yükseltebilmeleri için milyarlarca dolar yardımda bulunmuştu. Ağaoğlu bu durumu açık bir çifte standart olarak yorumluyor. Türk politikacılar ve ekonomistler, Türkiye'nin 2001 mali krizinden tek başına ve IMF yardımıyla çıkmasının, onu AB'ye daha az muhtaç hâle getirdiğini söylüyor. Yapılan yorumlara göre, AB'nin Yunanistan'a yönelik tavrı da Türk kamuoyunun AB rüyasından daha fazla uzaklaşmasına neden oldu. Zaten Türkiye deAvrupa'ya alternatif olacak pazarlara yani Arap ülkelerine ve İran'a açılarak kendisini küresel mali krizden korumayı başardı. EL ŞARK'UL EWSAT(Arapça yayımlanıyor): NEDEN RECEP TAYYİP ERDOĞAN? 12.03.2010, Semir Salha Birkaç gün önce el Şark'ul Ewsat'ta yayımlanan fotoğraf, pek çok şeyi özetliyor ve fazla yoruma gerek bırakmıyordu. AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ülke siyasetinde 40 yılı aşkın hizmetlerinin, uluslararası ve bölgesel alanda da onlarca yıl süren çabaların ardından Uluslararası Kral Faysal Ödül Töreni'nde çekilen karenin ortasında ve Suudi Kralının sağındaki yerini bir kez daha aldı. Onlar, bir taraftan bu ödüle uluslararası bir boyut kazandırarak, diğer taraftan da bu ülkeyi hak ettiği öncü konumuna yükselterek bu büyük başarıya imza atan Suudi Arabistan'ın karar alıcılarıydı. Bu, Erdoğan'ın aldığı bir ödül olabilir ancak bu ödül, Suudi Arabistan'ın Türk halkına yönelik takdirinin bir ifadesidir. Erdoğan ihtilafları çözmede ve bölgesel barış çabalarında öncü bir rol üstlendi. Türkiye içindeki imara ve ilerlemeye de pek çok özel katkısı oldu. Bu ödül için Erdoğan'ın seçilmesi, uluslararası ve bölgesel konularda strateji ve politika belirlemede Ankara ile Riyad arasındaki uyumun, açılımın ve yakınlaşmanın bir göstergesidir. Erdoğan Riyad'da, "Bu ödül, uluslararası ve bölgesel politikalarımızı aynı şekilde sürdürmede bizim için büyük bir teşvik kaynağı olacaktır. Bu ödülü ömrüm boyunca büyük bir gururla taşıyacağım." dedi. Erdoğan'ın bu ödüle layık görülmesi, her şeyden önce bizim için Türkiye'nin köklerine, coğrafi ve tarihî uzantılarına geri dönüşünün ödüllendirilmesi sayılıyor. Sevgi uygarlığına ve barış mesajına bağlılığını yineleyen Erdoğan'a kutlu olsun. Yakınlaşma ve dostluk yolunda harcanan çabaları cesaret ve takdirle belgeleyen Suudi Arabistan'a da teşekkürler. ALMANYA: SÜDDEUTSCHE ZEİTUNG: HEYBELİADA'DAKİ OKUL YENİDEN AÇILACAK 12.03.2010 Türk hükûmeti uzun yıllardır kapalı tutulan Heybeliada'daki Ortodoks Ruhban Okulunu yeniden açmak istiyor. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Perşembe günü yaptığı bir açıklamada, Müslüman olmayan azınlığın haklı olarak din adamı yetiştirmek istediğini ve bu isteğe saygı duyduklarını belirtti. Hristiyan ve Yahudi din adamları ile İstanbul'da biraraya gelen Başbakan Yardımcısı, hükûmetin ve şahsının, ruhban okulunun açılmasından yana olduğunu söyledi. Başbakan Yardımcısı Arınç, söz konusu okulla ilgili Anayasa Mahkemesinin sınırlandırıcı hükümlerinin bulunduğunu fakat buna rağmen ruhban okulunun bir an önce açılmasından yana olduklarını vurguladı. Marmara Denizi'ndeki Heybeliada'da bulunan ruhban okulu 1971 yılından beri eğitim vermiyor. SPIEGEL ONLINE: TÜRKİYE İSVEÇ BÜYÜKELÇİSİNİ GERİ ÇAĞIRIYOR 12.03.2010 İsveç Parlamentosu, Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı İmparatorluğu'nda Ermenilerin öldürülmesini soykırım olarak tanıyan tartışmalı bir kararı, sürpriz bir şekilde kılpayı çoğunlukla kabul etti. 20. yüzyılın başında Asuriler ile Pontus Rumlarının takip edilmesi de karar tasarısı kapsamında kınandı. SR Radyosu, Perşembe günü kararı protesto eden Türkiye'nin derhâl Büyükelçisini geri çağırdığını duyurdu. Türk Büyükelçi Zergün Korutürk, İsveçli parlamenterlerin "tarihçi rolünü oynamasının" esef verici olduğunu ve İsveç'i mümkün olabildiğince hızla terk edeceğini söyledi. Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan da Başbakanlığın internet sayfasında kararı sert bir şekilde kınayarak "Karar, iki halk arasındaki yakın dostluğa yakışmamıştır." açıklamasını yaptı. FINANCIAL TIMES DEUTSCHLAND: ERDOĞAN, İSVEÇ'İ TERSLİYOR 12.03.2010 Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, gelecek hafta için planlanan İsveç ziyaretini iptal etti. Bunu, İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt Cuma gecesi internet sayfasında doğruladı. Türkiye, Stockholm Büyükelçisini geri çağırdı. Ankara'dan yapılan açıklamada, İsveç Parlamentosunun, Türkiye-Ermenistan yakınlaşmasını engellemek isteyen güçler tarafından istismar edilmesine izin verdiği ifade edildi. Kendi parlamentosunda bir oy farkıyla kabul edilen karar tasarısına mesafeli duran Bildt, internetteki bloguna, "Tarihin, parlamentodaki oylamayla siyasileştirilmesi yapıcı olmaktan uzaktır." diye yazdı. Bildt, kendisinin öncelikle bu durumun Türkiye'deki reform karşıtları tarafından istismar edilmesinden ve Türkler ile Ermeniler arasındaki barış sürecinin durmasına neden olmasından endişe duyduğunu belirtti. ABD: UNITED PRESS INTERNATIONAL: SİVİL KAMYONDA CEPHANE BULUNDU 11.03.2010 Türk ordusu, silah ve el bombalarıyla yüklü sivil bir kamyonun Ankara'da durdurulmasının ardından, uyguladığı nakliye kurallarını savundu. Bir ihbarı değerlendiren polis, Çarşamba gecesi kamyonu durdurdu ve mühimmatı ortaya çıkardı. Sivil sürücü ve iki asker, özel bir üsse gönderilen silahları ve nakliyeyi gerçekleştirmek için ordu tarafından görevlendirildiklerini belirten belgelerini ibraz ettiler. Buna rağmen, neden sivil bir kamyonun polis ya da askerî güvenlik koruması olmadan silah nakliyesi için kullanıldığını öğrenmek isteyen polis, savcıların ve askerî yetkililerin görüşlerine başvurdu. Sonuç olarak, nakliyatın üsse kadar devam etmesine izin verildi. Savaş malzemelerinin tedbirli bir şekilde nakledilmesinin rutin bir olay olduğunu belirten emekli general Haldun Solmaztürk, "Sivil araçlar, bu tür nakliyelerde güvenlik açısından tercih ediliyor. Trafikte dikkat çekmiyorlar." dedi. WASHINGTON TIMES: TÜRKİYE HÂLÂ ÖFKELİ 11.03.2010, James Morrison Ermenilerin 1915 yılında öldürülmesini soykırım olarak tanıyan bir Kongre tasarısından dolayı hâlâ öfkeli olan Türkiye, bu hafta, tasarı engellenmediği sürece ABD'deki Büyükelçisini ülkesinde tutacağı tehdidinde bulundu. Görülüyor ki Türk yönetimi, Obama yönetiminin tasarıya şiddetle karşı çıkmasına ikna olmamış. Geçtiğimiz hafta gazetecilere, Beyaz Saray'ın tasarıya "kuvvetle karşı çıktığını" belirten Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, "Tasarının Meclis oylamasına sunulmaması için çok sıkı çalışacağız." demişti. Türkiye, geçmişteki benzeri tasarıları engellerken, NATO üyeliği ve Batı'daki stratejik konumundan güç almıştı. UNITED PRESS INTERNATIONAL: GÜNEY KORE VE TÜRKİYE NÜKLEER ANLAŞMADA İLERLEME KAYDEDİYOR 11.03.2010 Korea Electric Power Corporation, Türkiye'nin elektrik üretim şirketiyle, Karadeniz sahilinde bir nükleer enerji reaktörü kurmak için bir ortaklık anlaşması imzaladı. Türkiye Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Financial Times'a yaptığı açıklamada, 2020 yılı itibarıyla, ülkenin enerji talebinin yüzde 10'unu nükleer güçle sağlamak istediklerini bildirdi. Yıldız, bu durumun, Türkiye'nin petrol ve doğal gaz için yurtdışına bağımlılığını da azaltacağını ekledi. Türkiye, 1960'lı yıllardan bu yana, nükleer enerji sektörünü geliştirme girişimlerinde bulunuyor. Türkiye ile yapılan anlaşma, Seul'un, nükleer reaktör satışlarından daha çok gelir elde edebilme çabalarının bir parçası niteliğinde. FRANSA: AFP: ERMENİ SOYKIRIMIYLA İLGİLİ İSVEÇ KARARI... ANKARA BÜYÜKELÇİSİNİ GERİ ÇAĞIRIYOR 12.03.2010 Türkiye dün, İsveç Parlamentosunun, 1915 tarihli Ermeni "soykırımını" tanıyan bir önergeyi kabul etmesini kınadı ve Stockholm'deki büyükelçisini istişare için geri çağırdığını açıkladı. Başbakanlıktan yayımlanan bir bildiride, "Bu kararı şiddetle kınıyoruz. Halkımız ve hükûmetimiz, büyük hatalarla dolu ve hiçbir temele dayanmayan bu kararı reddediyor." denildi. Bildiride, Başbakan Erdoğan'ın önümüzdeki hafta gerçekleştirilmesi öngörülen İsveç ziyaretinin iptal edildiği belirtiliyor. Bildiride ayrıca, "Tarihî gerçekliklerin ve Türkiye'nin kendi tarihine bakış açısının, yabancı meclislerin politik hesaplara dayanan kararlarıyla değişeceğini düşünenler ağır bir yanılgı içindedir." açıklaması da yapıldı. Bir kabul sırasında gazetecilerin sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ise bu konuya çok fazla önem vermeme çağrısında bulunarak, "tarihe karşı yapılan bu saygısızlığı" kınadı. İsveç'in Ankara Büyükelçisinin istişare için bugün Dışişleri Bakanlığına çağrılması bekleniyor. AFP: ERMENİ 'SOYKIRIMI' İLE İLGİLİ İSVEÇ OYLAMASI...İSVEÇ BÜYÜKELÇİSİ DIŞİŞLERİ BAKANLIĞINA ÇAĞIRILDI 12.03.2010 İsveç'in Ankara'daki büyükelçisi Christer Asp, bugün Türkiye Dışişleri Bakanlığına çağırıldı. Burada yetkililer dün İsveç Parlamentosunda oylanan 1915'teki Ermeni "soykırımını" kabul eden bir önergeden duydukları "rahatsızlığı" dile getirdi. Görüşmenin ardından Christer Asp, gazetecilere yaptığı açıklamada, hükûmetinin "tarihî olayları tarihçilere bırakma taraftarı olduğunu ve Stockholm'ün Ankara ile olan "iyi ilişkilerini" sürdürmeyi istediğini ifade etti. Öte yandan, Ankara'nın geri çağırdığı Stockholm Büyükelçisi Zergün Korutürk'ün bugün Ankara'ya ulaşması bekleniyor. RUSYA: REGNUM: İSVEÇ ERMENİ SOYKIRIMINI TANIDI 11.03.2010 İsveç Parlamentosu 11 Martta Ermeni soykırımıyla ilgili tasarıyı kabul etti. Tasarıda 1915 yılında Osmanlı Türkiye'sinde yaşanan olaylar soykırım olarak nitelendiriliyor. Regnum Novosti muhabirinin bildirdiğine göre, diplomatik kaynaklar, Türkiye'nin İsveç'teki Büyükelçisini istişarelerde bulunmak üzere geriçağırmaya hazırlandığını bildiriyor. Şu anda İsveç'teki birçok Türk ve Azeri diasporası, Parlamento binası önünde toplandı ve alınan kararı protesto etti. Türk basın kaynakları, İsveç'in Türk ve Azeri vatandaşlarının yakında yapılacak olan seçimleri boykot edeceğini belirtiyor. Ankara, İsveç Parlamentosunun Ermeni soykırımı tasarısını kabul etmesine sert tepki gösterdi. Hükûmetin konuyla ilgili yaptığı açıklamada, Türkiye, İsveç'in yaptığı bu teşebbüsü "kabul edilemez" olarak niteliyor deniliyor. Kabul ve ret oylarının arasında sadece bir fark olması gerçeği, Ankara'nın düşüncesine göre, kabul edilen kararın amacıyla ne kadar uygunsuz olduğu anlaşılıyor. İRLANDA THE IRISH TIMES: TÜRKİYE DIŞİŞLERİ BAKANI DAVUTOĞLU: SORUNLARA RAĞMEN TÜRKİYE'NİN AB ÜYELİK GİRİŞİMİ DEVAM EDECEK 11.03.2010, Mary Fitzgerald Ahmet Davutoğlu'ndan sıklıkla Türkiye'nin Kissenger'i olarak bahsedilir. Davutoğlu'nun baktığı açıdan Türkiye'nin jeopolitik ve jeostratejik önemi ülkeye önemli bir bölgesel güç olabilmenin yanı sıra küresel bir oyuncu olma potansiyeli sağlıyor. Davutoğlu Dublin'e yaptığı ziyaret sırasında şunları söyledi: "Kendimizi izole etmemeliyiz aksine Türkiye'nin bu coğrafyalarda önde gelen bir oyuncu olmasına dönük bir vizyon geliştirmeliyiz. Elbette Türkiye'nin NATO ile AB geleneksel ilişkileri Türk dış politikasının belkemiğini oluşturuyor. AB'ye katılımımız Türk ulusu için stratejik, tarihî bir tercih ve buna devam edilecek. Diğer bölgelerle alakamız AB'ye bir alternatif oluşturmaktan ziyade AB ile ilişkilerimiz için bir kazanım." Davutoğlu, AB üyeliği önünde duran "siyasi amaçlı sorunlardan" şikayetçi: "Başka hiçbir aday ülke bu tip sorunlarla karşılaşmadı." Bakan Ankara'nın İsrail'in Gazze'ye askerî saldırısının ardından boşa çıkan Suriye-İsrail görüşmelerini yeniden canlandırmak için "çok sıkı" çalıştığı belirtti. ÇEK CUMHURİYETİ: RFE/RL: KINIKLIOĞLU: ŞU ANDA PROTOKOLLERİ ONAYLAMAK 'NEREDEYSE İMKÂNSIZ' 11.03.2010 AK Parti Dış İlişkiler Başkan Yardımcısı ve Milletvekili Suat Kınıklıoğlu, Türkiye'nin bu safhada Ermenistan'la ilişkilerin onarılması protokollerini onaylamasının pek mümkün olmadığını söyledi. Kınıklıoğlu, RFE/RL'ye yaptığı açıklamada, Ankara'nın Türk-Ermeni ilişkilerinin normalleşmesini Dağlık Karabağ ihtilafının çözümüne bağlamaya devam ettiğini söyledi. Kınıklıoğlu, geçen hafta ABD Kongresi alt komitesi tarafından kabul edilen tasarının, Türkiye'nin protokolleri onaylamasını "daha da zorlaştırdığını" belirtti ancak "iyimser tarafta" bulunduğunu ve "-protokollerin kabulünün- en nihayetinde gerçekleşeceğini" düşündüğünü söyledi. Kınıklıoğlu, "Ne Türk Parlamentosu ne de herhangi başka bir parlamento, diğer halkların tarihiyle ilgili yargıda bulunmalıdır. Türk-Ermeni ilişkilerinin, ABD Kongresinin onayına veya bağışlamasına ihtiyacı yok. Türkler ve Ermenilerin sorunlarını ikili düzeyde çözecek kadar olgun olduklarını düşünüyorum." şeklinde konuştu ve Türk hükûmetinin, protokollerin onaylanmasını, tartışmalı bölge Dağlık Karabağ konusundaki bir Ermeni-Azeri anlaşmasına bağlamada ısrarcı olduğunu belirtti. Kınıklıoğlu, ABD ve uluslararası arabuluculara, AGİT Minsk Grubu'na bu tarz bir anlaşma için baskıda bulunmaya devam etmeleri çağrısı yaptı. YUNANİSTAN: APE: TÜRKİYE'DE MORAL BOZUKLUĞU 12.03.2010 Türkiye, İsveç Parlamentosunun Ermeni katliamını soykırım olarak tanımasının ardından Stockholm Büyükelçisini Ankara'ya çağırdı ve iki ülke arasındaki programlanmış zirve toplantısını iptal etti. İsveç, Türkiye'nin AB üyeliği yolundaki en güçlü destekçilerinden biri. Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, İsveç Parlamentosunun kararıyla ilgili olarak şunları söyledi: "Siyasi menfaatler için alınan bu kararı kınıyoruz. İki ülkenin ortak dostluğuna yakışmadı. İstişareler için Büyükelçimizi çağırdık." Erdoğan, 17 Martta yapılması planlanan Türkiye-İsveç Zirve toplantısının da yapılmayacağını belirtti. İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt bu oylamanın, Türkiye-Ermenistan ilişkilerini iyileştirme çabalarını çıkmaza sokacağı değerlendirmesinde bulundu. Bildt şunları söyledi: "Karar, Türkiye'de AB'ye doğru yaklaşırken daha açık ve daha toleranslı hâle gelen görüşmeye yardımcı olmaz." Türkiye'nin Stockholm Büyükelçisi Zergun Korutürk, bu kararla ilgili hayal kırıklığını dile getirdi ve kararın, ikili ilişkilerde "sert sonuçlar" doğuracağını kaydetti. BİRLEŞİK ARAP EMİRLİKLERİ: EL BEYAN: İSVEÇ PARLAMENTOSU ERMENİ 'SOYKIRIMI' TASARISINI KABUL ETTİ 12.03.2010 İsveç Parlamentosu, dün yaptığı oylamada Ermeni"soykırımı" tasarısını kabul etti. Tasarının kabul edilmesi Ankara'nın tepkisine neden oldu. Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, bu konuyla ilgili yaptığı açıklamada, "Bu kararların nasıl alındığını biz çok iyi biliriz. Bizim nezdimizde hiçbir itibarı yok." dedi. Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ise bu konuyla ilgili yaptığı açıklamada, "Umarım herkes bu kararın doğru olmadığını görmüştür çünkü bu gibi siyasi kararlar, bölgede istikrar ve barışa zarar verir. Bence tarihi bilmeyen insanlar ve siyasetçiler, tarih konusunda karar vermesin. Ben barışa, istikrara ve dayanışmaya, Kafkas bölgesindeki sorunların çözülmesine çok önem veriyorum." dedi. Parlamento Dışişleri Komisyonunun reddedilmesi tavsiyesiyle Genel Kurula gönderdiği yasa tasarısında, Ermenilerin yanı sıra Asurilerin, Keldanilerin, Pontus Rumlarının ve diğer Hristiyan azınlıkların Osmanlı İmparatorluğu döneminde soykırıma maruz kaldıkları iddia ediliyor. İSVEÇ: THE LOCAL: SOYKIRIM OYLAMASI DİPLOMATİK KRİZE YOL AÇTI 12.03.2010 İsveç'in Ankara Büyükelçisi Christer Asp, İsveç Parlamentosunun, Ermenilerin ve diğer etnik grupların 1915'te kitlesel olarak öldürülmelerini soykırım olarak tanımasının ardından bugün sabah Türkiye Dışişleri Bakanlığına çağrıldı. Christer Asp, yaptığı açıklamada, "Parlamento kararı hakkında doğal olarak üzüntülerimiz dile getirilecek ve bu konudaki görüşlerimiz ifade edilecek." şeklinde konuştu. Asp, meselenin, modern Türkiye'deki en hassas konulardan biri olduğunu açıkladı. Ermeniler ve diğer etnik grupların -Keldaniler, Süryaniler, Asurlular, Pontuslu Rumlar- soykırımını tanıyan karar tasarısı, İsveç Parlamentosundaki yedi siyasi partiden beşinin desteğini almasını rağmen, Dış İlişkiler Komitesinin tasarının reddedilmesi yönündeki önerisi sebebiyle oylama sonucu son dakikaya kadar belirsizdi. Ancak dört merkez sağ siyasetçinin öneriyi reddetmesi ve muhalefetle beraber oy kullanmayı seçmesiyle birlikte, karar tasarısı nihayetinde bir oy farkla kabul edildi. Türkiye derhal İsveç Büyükelçisi Zergün Korutürk'ü geri çağırdı. Korutürk, karardan dolayı "çok, çok üzgün olduğunu" söyledi. Korutürk, yaptığı açıklamada, "Hayal kırıklığına uğradım ve bir miktar şaşırdım, çünkü parlamentonun normal bir tutum sergilemesini beklerdim. Bir soykırımın gerçekleşip gerçekleşemediğine karar vermek parlamenterlerin işi değil. Bu, tarihçilerin ve bir sonuca varmadan önce inceleme yapacak araştırmacıların işi." şeklinde konuştu. İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt, oylamadan sonra bir açıklama yayımlayarak parlamentonun kararıyla ilgili üzüntülerini dile getirdi ve bunun hükümet politikasını yansıtmadığının altını çizdi.
__________________
Haydi ANADOLU !!!! |
| Online |
|
![]() |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|